1. YAZARLAR

  2. Ahmet DEMİRKAYA

  3. Çözümsüz Sorunlar
Ahmet DEMİRKAYA

Ahmet DEMİRKAYA

Çözümsüz Sorunlar

A+A-

Her şeyin olduğu yerden insan, insanın olduğu yerde her şey vardır. İnsan elinin değmediği yerde her şey kendi yaratılış çerçevesinde varlık âlemini devam ettirir. Bazı kaynaklar Hz.  dem’i ilk insan olarak görür, bazıları da ilk peygamber. Her iki görüşünde kendilerince delilleri vardır. Bilimsel veriler de dünyanın sekiz milyar yıllık bir geçmişi olduğunu söyler. Bunun da delili Arkeologların kazı çalışmalarından elde ettikleri bulgular. 
İlk kavganın müsebbipleri ister Hz.  dem’in çocukları Kabille Habil olsun, ister Hz.  dem yeryüzünde bozgunculuk yapan insanları uyarmak için gönderilmiş olsun varlık âleminin en gaddar canlısı insan olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Tarihsel akış içerisinde insanoğlu çeşitli evrelerden geçip kendini ve çevresini geliştirmiş olsa dahi aynı gerekçelerle yapılan kavgaların izlerini bugün de aynıyla devam ettiğini görmek için müneccim olmaya da gerek yok sanırım. 
Kimler geldi, neler neler istediler.
Hepsi de bu dünyayı terk ettiler.
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
Ya işte gidenlerin hepsi de senin gibiydiler..
Demiş Selçuklu devletinin ünlü matematikçi, astronom ve tarihçi filozofu Ömer Hayyam. Öncekilerin, döneminin ve günümüzün kavgalarına ışık tutmuş adeta. İnsan ve bitmek tükenmek bilmeyen istekleri. Oysa! “Ekmek herkese yetecekti aslında. Tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız memlekete harami. Fazla değil bizden birkaç kuşak önce yaşamış Tevfik Kolaylı, yaygın bilinen adıyla Neyzen Tevfik’in söyledikleri insanoğlunun kavgasının özeti niteliğinde. 
Burada söylenecek tek bir şey var, onca güzel ve doğru söz işitip yanlışı tercih eden insanoğlu iflah olmaz. Olmaz diyorum, zira günümüzde kendini modern tanımlayan moderniteye aidiyetini teşmil eden sözüm ona aydınları bu kavgaları bitirmek yerine geçmişin kavgalarını günümüze taşıyıp oradan nemalanmaya çalışmaktalar. Birileri çıkıyor Türkler Kürtlere haksızlık ediyor diyor. Bir başka kaynakta Türklerin zulümden kaçarak Anadolu’yu yurt edindiğini, Kürtlerin de o dönemler de Türklere zulüm ettiğini söylüyor. Birileri de Ermeni soykırımı iddiasıyla bugün ki devlete saldırıyor. 
Bunların hepsi birilerinin kendi kavgalarına alan açmak için sığındıkları bahaneleri. Hiç birinin derdi insanlığın elinden tutup kaldırmak, insanlığı yaşatmak değil. Eğer öyle olsaydı İsrail dünyanın gözünün içine baka baka Filistin’i ve Filistinlileri yok ediyor, soykırımın dik alasını yapıyor. Ama bütün dünya sessiz. Doğu Türkistan da Çin mezalimi hakeza aynı zulüm ve işkenceyi uyguluyor, dünya yine sessiz. Öyle çokta gerilere gitmeye gerek yok, gözümüzün önündeki haksızlıklara ses çıkarsak belki insanoğluna daha müreffeh bir dünya hazırlamış oluruz.  
Hepimiz insanız, olaylara etnik kimlik, siyaset ve din üzerinden bakarak insanlığa huzur ve barışı getiremezsiniz. Çünkü kavganın temeli bunlar değil. Olmadığı için zaman zaman bunlar da kendi aralarında kavga ediyorlar. Olmadığı için kardeşler bile kendi aralarında kavga ediyorlar. Hatta günümüzde level atlayıp anne kızıyla, baba oğluyla kavga eder hale geldi. Her ne kadar kimlik, siyaset ve din üzerinden kavga ediliyor olsa da bunlar kendi kişisel istekleri için araçsal hükmündedir. Kavganın özü istek ve arzularıdır.
Kavgaların tarihi çok eskilere dayansa da bazen insan eskiyi arar hale geliyor. Zira kavgalar tarihin hiçbir sahnesinde bu kadar alenileşmemişti. Televizyon, internet, sosyal medya sayesinde her şey öyle hızlı yayılıyor ki bu sayede herkes her şeyi biliyor ya da bildiğini zannediyor. Zaten yüz yüze konuşma oranı neredeyse sıfır seviyesine indi. Onlar da zaruri alanlar. Bunun haricinde her şey internet ve telefon üzerinden. Sevgiler, bilgiler ve kavgalar bu hatlar üzerinden sağlanıyor artık. 
Sözde kadın ve aile programları bütün kavgalar televizyon kanalları üzerinden pazarlanıyor. Dizilerin, filmlerin hiç biri yapıcı özelliği olmayan kavgalar içeriyor. Adam akıllı sağlık programına denk geldim kanalın birinde. Sinir ve beyin cerrahı bir operatör doktorumuz öyle tatlı dille omirlik ve bel fıtığı anlatıyor ki hayran kaldım kendisine. Kim olduğunu bir araştırayım dedim, şikayet var sitesinde adama ver yansın ediyor birçok hastası. Ağzım açık kaldı. Yav bir tanesi de çıkıp Allah razı olsun demez mi?
Geçenler de bir mesaj geldi telefonuma. Akıllı insanın beş özelliği diye. Okudum hayran kaldım. Hemen mesajı gönderene “ siz bunları uyguluyor musunuz” diye sordum. “Ben uygulamıyorsam sen uygula” demez mi? Rabbimizin Saff süresi ikinci ayetindeki “niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz” uyarısını gönderdim. Rabbim benim kalbimi biliyor, hesabını da o soracak, yani ona veririm diyor. Daha fazlasına gerek var mı? Bilgi pazarının uygulayıcıları yok.
Bilim adamları dünya da sekiz milyar insan bulunduğunu söylüyor. Ne garip ki ateistler hariç hepsi de bir Allah’a inanıyor. Hepsinin de iddiası kalplerinin Allah tarafından biliniyor olması. O zaman bu kavga niye? Bu tür iddia sahiplerine şunu söylüyorum, bana Allah’ını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. İnsanlar bir fırsatını yakalasa ilahlar savaşı bile kaçınılmaz hale gelir bu anlayışla. 
Örnekleri daha da çoğaltabiliriz ama gerek yok sanırım. Kavgaların özü şu ki, her bir birey kendini farklı konumlandırmakta, kendini diğerlerinden üstün görme çabasında. Bu bir, ikinci olarak ta üç günlük dünya diye tabir ettiğimiz hayatı en iyi şekilde yaşama isteği. Yol uzun imkânlar ve ömür kısa. Kısacık ömre bütün istekleri sığdırma arzusu kavgaların temel sebebi. Unutulan bir şey var, her tercih bir vazgeçiştir. İsteklerimiz tercihlerimizin önüne geçince kavga da kaçınılmaz oluyor. Bana müsaade.
Hadi kalın sağlıcakla, selam ve dua ile…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.