Bir tartışma düşünün.
Konu aslında küçük. Belki dağınık bir oda, belki geç kalınmış bir saat, belki söylenmemiş bir söz… Ama ses yükseliyor. Beklenenden daha sert bir tepki geliyor. Sonra şu cümle kuruluyor:
“Bu kadar büyütecek ne var?”
Aslında büyüyen konu değil.
Biriken şeyler.
İnsan çoğu zaman öfkeden değil, duyulmadığını hissettiğinde bağırır. Gün içinde defalarca kendini tutmuş, ertelemiş, susmuş olabilir. “Şimdi sırası değil” demiştir. Ama içerde biriken duygu, ilk güvenli yerde dışarı çıkar. Çoğu zaman da en sevdiklerine.
Evde daha çabuk yükselmemizin sebebi bu. Çünkü insan en rahat olduğu yerde filtresini indirir. Dışarıda sabırlı olan biri, eve geldiğinde daha kırılgan olabilir. Bu kırılganlık bazen sessizlikle, bazen sertlikle görünür.
Dinlenmeyen insanın içinde iki şey büyür:
Anlaşılmama hissi ve değersizlik korkusu.
Bir süre sonra mesele artık o anki konu değildir. Mesele şudur:
“Beni görüyor musun?”
“Gerçekten duyuyor musun?”
Bağırmak çoğu zaman saldırı değil; çaresiz bir çağrıdır.
Ev İçinde İletişim İçin Mini Rehber
1. Cümleyi yarıda kesmeyin.
Karşınızdaki konuşurken zihniniz cevap hazırlamasın. Gerçek dinleme, savunmayı ertelemektir.
2. Tepki vermeden önce kısa bir ara verin.
10 saniyelik sessizlik, 10 dakikalık tartışmayı önleyebilir.
3. Sorunu değil, duyguyu sorun.
“Niye böyle yaptın?” yerine
“Bu seni ne kadar yordu?” deyin.
4. Günlük küçük temas oluşturun.
Her gün en az 10 dakika telefonsuz, gerçekten orada olarak geçirilen zaman, birçok bağırmayı baştan engeller.
Çünkü bir evde en çok yükselen şey ses değil; duyulma ihtiyacıdır.

