1. HABERLER

  2. KÜLTÜR - SANAT

  3. 'Amalar Medresesi'nin şeyhi: Osman Kemali Efendi'
'Amalar Medresesi'nin şeyhi: Osman Kemali Efendi'

'Amalar Medresesi'nin şeyhi: Osman Kemali Efendi'

"Kemali Divanından Aşk Sızıntıları" ve "Kemali Divanından İrfan Sızıntıları" eserleriyle bilinen ama şair Osman Kemali Efendi, vefatının 67. yılında anılıyor.

A+A-

Gözleri görmediği için amalar şeyhi olarak anılan mutasavvıf, şair Kemali Efendi, vefatının 67. yılında yad ediliyor.

Asıl adı Osman olan Kemali Efendi, kaleme aldığı öz geçmişine göre, 1862'de Erzurum'un Pasinler ilçesine bağlı Güllüköy'de dünyaya geldi.

Usta şair, kendi ifadesiyle, "Bir çocuk yaşında iken, henüz alayiş-i ilahiye (ilahi görkem) ve masnuat-ı sübhaniyeyi (ilahi yaratılışları) idrak etmeden", tutulduğu çiçek hastalığı yüzünden görme yetisini kaybetti.

Altı yaşındayken bir süre köyün hocasından hafızlık dersi alan Kemali Efendi, bir ilerleme sağlayamadı. Daha sonra Erzurum ulemasından Yeşil İmam ismiyle anılan Cafer Ağa Camisi imam hatibi Seyyid Mustafa Efendi'den hafızlık ve kıraat ilminde icazet alan mutasavvıf, 1880'de Taşkesenli Şeyh Ahmed Efendi'den dini ilimleri tahsile başladı.

Şair Kemali Efendi, Şirazlı Hafız ve Fuzuli'nin divanlarıyla Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Mesnevi'sini ezberledi.

"Bir plak gibi zapt etmekte hiç zahmet çekmez, olduğu gibi hıfzederdim"

Kemali Efendi, aldığı derslerde öğrendikleriyle yetinmeyerek, daha çok ilim öğrenme arzusunda olduğunu şu cümleleriyle dile getirmişti:

"O zamanlarda dersler camilerde okutulurdu. Bazen bir caminin beş yerinde beş muhtelif hoca ders verirdi. Ben bunlardan hangisini dinlersem, o dersi noksansız olarak, aynen bir plak gibi zapt etmekte hiç zahmet çekmez, olduğu gibi hıfzederdim. Medrese hayatımda diğer talebeler gibi sıkıntı ve mihnet çekmedim. Eziyetsiz, külfetsiz, günün birinde elime icazet verdiler. Ne çare ki, içimde bilmediğim bir kuvvet, beni yine bilmediğim bir şeylere, bir yerlere çekip götürüyordu."

Kemali Efendi, yüzünü göremediği bir sevgiliye aşık olduğu bu dönemde derdine derman ararken, döneminin önemli isimlerinden Kolağası Ali Rıza ile tanışarak sohbetlerine devam etti. Bu sohbetler sırasında, mecazi aşkı ilahi aşka dönüştü.

Aşkın etkisiyle Memleketi Erzurum'dan ayrılıp uzun bir seyahate çıkmaya karar veren Kemali Efendi, yaya olarak Diyarbakır, Musul, Bağdat, Necef ve Kerbela'yı ziyaret etti. Buralarda mersiye ve kasideler okuyarak Hazreti Muhammed'in soyundan gelenlere ve onları sevenlere reva görülen zulüm ve haksızlıkları dile getirdi, ehl-i beyt muhabbetini terennüm etti.

Kemali Efendi, yolculuğuna devam ederek Trablusşam'a gitti, şehrin müftüsüyle tanışıp dost oldu ve bir yıla yakın süre burada kaldı. Daha sonra İskenderun, Antakya ve Halep'e geçti.

Bir süre de Halep Mevlevihanesi'nde kalıp Konya'ya giden Kemali Efendi, ehl-i beyt muhibbi, Mevlana Dergahı postnişini Abdülvahid Çelebi tarafından dergahta uzunca süre misafir edildi. Abdülvahid Çelebi'nin oğlu Abdülhalim Çelebi ile de dostluk bağı olan Kemali Efendi'ye onun vasıtasıyla mesnevihanlık icazeti verilerek mevlevi sikkesi giydirildi.

Bostan bekçiliği ve arzuhalcilik yaptı

Kemali Efendi, 11 yıl süren bu seyahatlerin ardından 1901'de İstanbul'a gelerek, Rami'de bostan bekçiliği ve Beyazıt Cami avlusunda arzuhalcilik yaptı. Erzurum'dan kendisini tanıyan Fatih Cami müderrislerinden Hacı Nazmi Efendi'nin ısrarı üzerine Fatih Camisi'nde Mesnevi okutmaya başladı.

Üç aylarda dini hizmetlerde bulunmak üzere 1903'te Selanik'e gönderilen Kemali Efendi, burada İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ileri gelenlerinden, doktor Şükrü Kamil, Mehmet Sadık ve Manyasizade Refik Bey ile tanıştı.

İstanbul'a döndüğünde Şehzadebaşı'nda, Kanuni Sultan Süleyman'ın görme engellilerin barınması için vakfettiği Amalar Medresesi'ne yerleşti. Sultan Abdülhamid tarafından bu medresenin yöneticiliğine tayin edilen Kemali Efendi'nin görevi, Meşrutiyet idaresinde medrese kapatılınca sona erdi.

"Bir insan-ı kamile bir dakika mülaki olmayı daha hayırlı buldum"

Kemali Efendi, 1904'te Üsküdar'da bir oda kiralayarak Mecelle okutmaya başladı. Bu dönemde Melami şeyhi Seyyid Abdülkadir Belhi'ye intisap eden Kemali Efendi, şeyhinin vefatına kadar geçen 18 yıl boyunca kendisine hizmet edip feyzaldı.

Ama olarak çeşitli çile ve sıkıntılarla geçen hayatında, bostan bekçiliğinden şeyhliğe, arzuhalcilikten mecelle şarihliğine, hocalıktan mesnevihanlığa, çeşitli mesleklerle meşgul olan Kemali Efendi, ömrünün son 25 yılını Eyüpsultan, Nişanca'daki evinde inzivada geçirdi.

Usta şair, bir açıklamasında, ömrünün özetini şöyle dile getirmişti:

"Her ne yapıyor, ne okuyorsam bana az geliyordu. Madem ki gözüm görmüyordu, gönlüm görülecek bir yer arıyordu. Bereket versin ki, daha Erzurum'da iken Kolağası Ali Rıza Efendi, o bilinmeyen yerlerden kulağımıza bir şeyler söylemişti. Onun hülasası, 'Gayre bakma, sen de iste, sen de bul.' Evet, geçirdiğim şu 70-80 senelik ömrümden, elimde netice olarak bu kaldı; Gayre bakma, sen de iste, sen de bul. Şunu da söyleyeyim ki 40 sene medrese aleminde ilim tahsiline çalışmaktan, bir insan-ı kamile bir dakika mülaki olmayı daha hayırlı buldum."

Kemali Efendi, 8 Ocak 1954'te vefat etti, 10 Ocak'ta Eyüpsultan Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.

"Ziyaretine gelenleri daima güler yüzle karşılardı"

Mutasavvıf yazar Baha Doğramacı, duygu dünyası zengin ve şair ruhlu bir hak aşığı olan Kemali Efendi'yi şu sözlerle anlatmıştı:

"Ziyaretine gelenleri daima güler yüzle karşılar, iltifatkar sözlerle hal ve hatırlarını sorar, çocukla çocuk, büyükle büyük olurdu. Onların istidat ve idrakleri derecesine göre sohbet eder, yüksek kabiliyetli olanlara da maarif-i ledünniyyenin en ince ve müşkül meselelerini, gayet açık ve doyurucu beyanlarıyla şerh ve izah ederdi. Hülasa, derdi olan ona koşar, bir felakete duçar olan soluğu onda alır, seyr-i manevide berzaha düşen ondan istimdat ederdi. O, Hak kapısını çalan her talep sahibi boş dönmez, niyetine göre muradına nail olurdu. En büyük zevki, boş vakitlerinde ilim ve faydalı her türlü neşriyatı okutup dinlemek ve gönlüne varit olan sünühat-ı ilahiyyeyi manzum veya nesir olarak yazdırmaktı."

Eserleri

Şiir söylemeye yirmi yaşında başladığını ifade eden Kemali Efendi’nin şiirleri ilk olarak 1947'de "Kemali Divanından Aşk Sızıntıları" başlığı altında, derlenerek yayımlandı. Kitabın yeni baskılarında, Kemali Efendi'nin söylediği şiirler ilave edildi. Münacat, na‘t, gazel, kaside, mersiye ve divan edebiyatının nazım şekilleriyle yazılmış şiirlerle hece vezninin kullanıldığı çoğu tasavvufi muhtevalı şiirlere eserde yer verilmiştir.

İstanbul'da 1987'de yayımlanan "Kemali Divanından İrfan Sızıntıları" adlı eser, Kemali Efendi’nin itikad ve ibadete dair konuları tasavvufi açıdan şerheden risaleleriyle bir kısım ayetlerin tasavvufi tefsirlerini ihtiva eden risalelerinin derlenmesi sonucu okuyucuyla buluştu.

Mustafa Tatçı tarafından "Osman Kemali Aşk Sızıntıları Şerhi" adıyla H Yayınları'nın yayımladığı eserde ise ilahi bir cezbeyle, aşk ve irfanla söylenen şiirlerin sadeleştirmesi ve çeşitli anekdotlar yer alıyor. Şairin sohbetlerinden oluşan bir diğer eser, "İrfan Sızıntıları" da aynı yayınevi tarafından güncel Türkçeyle okura sunuldu.AA

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.