1. YAZARLAR

  2. Ahmet BEYZADE

  3. Türkçemiz ne kadar Türkçe?
Ahmet BEYZADE

Ahmet BEYZADE

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkçemiz ne kadar Türkçe?

A+A-

Bugün, 'Artık yazmasak mı?' başlıklı bir yazı yazmaktı niyetimiz. Ancak aylardır yazmayı düşündüğüm, ülkenin en önemli sorunlarından biri olarak da gördüğüm dilimizi yazmanın elzem olduğu kanaatiyle bugün bu konuyu yazalım istedik. 

Dil insanların en önemli belki de ilk öncelikli iletişim araçlarından biri. Dil olmadan diğer iletişim araçlarını kullanmanın da fazlaca bir anlamı yok. Zira insanlar dil ile önce bir birlerini çok iyi anlamalı ki sonrasındaki aşamalarda her türlü araç gereçle sağlıklı diyaloglar kurabilsin. Bu anlamda Türkçemizde çok büyük sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. Etrafımdaki birçok Türkçe öğretmeni, edebiyatçı ve dil bilimci arkadaşlarla da bu konuyu paylaştım. Farklı düşünenler olduğu kadar aynı düşünenlerin sayısı bir hayli fazla. Mesela ben birçok kelimeyi daha önce Milli Eğitim'de öğretmenlik ve yöneticilik yapmış kayın biraderime sordum. Aldığım cevap, 'Bir kelime toplum tarafından kullanıldığın da anlaşılmaya başlamışsa o kelime Türkçeleşmiş olur' dedi. Aynı kelimeleri başka eğitimci arkadaşlara da sordum. Onlar kelimelerin orijinlerinin yabancı olduğunu kabul etmekle beraber Türkçe de karşılık üretilmediği veya çok uzun kelimeler türetildiği için halk kolayına gelen yabancı kelimeleri kullanmayı tercih ediyorlar cevabını aldım. Bundan 15-20 yıl öncesinde de bilim dünyasında buna benzer tartışmalar vardır. Bilim insanlarımızın bir kısmı Türkçe’nin bilim dili olmadığını iddia ediyorlardı. Hatta Türkçe'yle çok güzel şiirler yazarsınız ama bilim yapamazsınız diyenler de vardı. 
Örneklerle açalım biraz bu kelimeleri. Mesela rektör nedir diye soruyorum etrafımdakilere verilen cevaplar hep aynı, üniversitenin başındaki yönetici. Peki Türkçe bir kelime mi, tabi ki hayır. İngilizce bir kelime ve anlamı da klise papazı demek. Yanlış yaptıklarında bana 'pardon' diyenlere soruyorum ne demek diye 'affedersin' cevabını veriyorlar. Peki niye Türkçe olan 'affedersiniz' kullanmıyorsunuz diyorum, ne bileyim öyle alışmışız diyorlar. Gelelim biraz da Arapça kökenli kelimelere. Yine etrafımdaki ilahiyatçılara ve imamlara soruyorum 'Mevla' ne demek diye, halk eden, yaratan cevabını veriyorlar. Mevlana ne demek diyorum, sonuna 'na' eki alınca da 'bizim Mevlamız' anlamı çıkar diyorlar. Peki diyorum Celalettin Rum-i’ye veya Halid-i Bağdadi gibi şahıslara niçin Mevlana deniliyor, cevap yok maalesef. Şunu bütün kalbi samimiyetimle ifade edeyim ki niyetim kimseyi sorgulamak, sırf bir şeyleri eleştirmiş olmak için bunları sorgulamıyorum. Toplumda farklı düşünenlerin niçin bir birlerini anlamadıklarını, niçin insanlar bir birlerini acımasızca eleştirip adeta yok etmek istercesine kin ve nefret besliyorlar ben bunu merak ediyor, bunu sorguluyorum. Benim kahve hane kültürüm yoktur, arada bir arkadaşlarla görüşmek için uğradığımda otururken mideme kramplar giriyor. Kahve kültürünün yüzde 80’ni argo kelimeler ve küfür. Hakeza futbol oynamayı da izlemeyi de çok sevmeme rağmen aynı durum statlarda da olduğu için stada maç izlemeye gitmek istemiyorum. Üç kelimelerinin ikisi ya küfür ya da argo. Böyle bir iletişimle siz toplumsal huzuru nasıl temin edeceksiniz? Acı ama gerçek olan bir şey daha var ki ara sıra da olsa gittiğim bu yerlerde Gebze’nin çeşitli okullarında görev yapan öğretmenlerimizi de görüyorum ve aynı dili onlarda kullanıyorlar. Şimdi Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu nasıl yâd etmezsiniz. Bana arkadaşını (dilini) söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
Haydi kalın sağlıcakla, selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar