1. YAZARLAR

  2. Ahmet BEYZADE

  3. Teoriden pratiğe
Ahmet BEYZADE

Ahmet BEYZADE

Yazarın Tüm Yazıları >

Teoriden pratiğe

A+A-

Bilgi insanın yeme-içme ve barınma gibi olmazsa olmaz ihtiyaçlarındandır. Zira yeme-içme ve barınma ihtiyacını karşılamak içinde bilgiye muhtaç insanoğlu. Bilginin kaynağı da hiç şüphesi ki Allah (CC)’dır. O’ bildirirse biliriz, O’nun bildirmediğini bilmemiz mümkün değil. Bunun için Rabbimiz “De ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.” Zumer süresi ayet 9 da bilginin kaynağını ve nasıl elde edeceğimizin ip uçlarını verir.

İnsan bu bilgiyi nasıl almalı veya nasıl anlamalı? İşte sıkıntı burada. Zira Rabbimiz bilgiyi iki kaynaktan bizlere sunar. Birincisi Peygamberleri aracılığıyla gönderdiği yazılı metin (Kur’anı Kerim) diğeri de kainatta yarattığı diğer canlı cansız bütün ayetlerle. Yani hayat kaynağımız Kur’an yaşadığımız kainat laboratuvarındaki diğer bileşenleriyle birlikte okunursa bir anlam ifade eder ve daha net anlaşılır. Bir başka ifadeyle Peygamber Efendimiz (SAV) Kur’andaki teorik bilgileri hayat laboratuvarında nasıl hayata uyguladıysa bizlerde Kur’andaki bilgileri kainat laboratuvarında test ettiğimiz zaman hakikate ulaşabiliriz. Soyut bir kavram gibi gelen bu bilgilerin bizler tutan eli, yürüyen ayağı, gören gözü, işiten kulağı olursak Kur’an bize faydalı olur.

Nitekim bu gün okullarda bir çok dersin çocuklar tarafında anlaşılamaması teorideki bir çok soyut kavramları günlük hayatta kullandıkları bilgilerle eşleştirememelerinden kaynaklanmaktadır. Okullarda fazla laboratuvar olmayışı ve aldıkları dersi uygulama da tahayyül edemediklerinden derslerinde başarılı olamıyorlar. Dışarıdan gelen teknolojiyi ise hemen kavrayıp kullanmaya başlıyorlar. Üstelik bir çok bilgiyi ya kötüye kullanıyoruz ya da kötü niyetli insanların elinde bilgi kirliliğe dönüşüyor, hayatımıza bir şey katmıyor, katamıyor. Sadece okula hayatında değil iş hayatımızda, aile hayatımızda, çevremizde, trafikte, aklınıza neresi geliyorsa oralarda bilgiyi kötü kullandığımız bir vakıa. Çünkü bir çok bilgiyi biz üretmediğimiz gibi üretilen bilginin kültürü de bize ait olmayınca keyfi anlama ve keyfi uygulama söz konusu. Kendi kültürümüze de yabancılaştığımız ironik bir gerçek. Siz istediğiniz kadar bilgiyi yazılı metne dökün pratikte uygulayıcılar bu bilginin kıymetini idrak edip anlamamışsa o bilgi teoriden ileri gitmemiş demektir. Böyle bir toplumda her türlü kaos üretmek mümkündür. Kaldı ki bir üniversitemizin rektör yardımcısı da bu acı itirafı “ okumuş cahillerle uğraşmak hiç bilmeyenlerle uğraşmaktan daha zor” diye ifade edecektir. İşte bu noktada işimiz bir hayli zorlaşıyor. Önce eğiticileri eğitmek gerekecek ki bilgi toplumda işe yarasın diyeceğiz ama eğiticileri kim eğitecek? Geriye tek çözüm kalıyor, o da bilginin asıl kaynağına (Kur’an) müracaat etmek olsa gerek.

Haydi kalın sağlıcakla, selam ve dua ile…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar