1. YAZARLAR

  2. Hasan KAMİLOĞLU

  3. Sınavı kayıp mı ediyoruz!
Hasan KAMİLOĞLU

Hasan KAMİLOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Sınavı kayıp mı ediyoruz!

A+A-

      Halk, Hz. Ömer’e, Yemen valisinin zamanın şartlarına göre biraz lüks içerisinde bulunduğunu haber verince, büyük halife, valiyi yargılamak üzere hemen çağırır ve şehri de denetlemeye tabi tutar. Vali artık memurlarına maaş verdiklerini ve kasalarında altınları bulunduğunu söyleyince; Hz. Ömer r.a “İşte imtihanımız şimdi başlıyor!” der.

     Biz günümüz Müslümanları ise geçmişte konjonktüre bağlı büyük engellerle karşılaşmış bu bağlamda yokluklar yaşamış, özellikle de 28 Şubat süreci ile birlikte İslami değerleri yaşayabilmek için büyük bedeller ödemiş bir neslin devamıyız. Ancak devam edegelen süreçte Müslümanlar son on beş senede oldukça zenginleşti, hatta geçmişte çekilen yoklukları, sıkıntıları, verilen mücadeleleri birçoğumuz unuttuk bile.

     Dün oturduğumuz ve zulme uğramış başörtüsünü özgürleştirebilmek için, iki minder atılan derme çatma belki birimizin evinden getirdiği bir sehpanın üzerine serilmiş gazetenin üzerine konulan kâsedeki ikinci sınıf kuruyemişleri paylaştığımız ama tevazu ve samimiyetle ile birbirimize muhabbet duyduğumuz vakıf odalarımızın yerine, artık ithal mobilyalarla döşenmiş süslü makam odaları ve ihtişamlı holding binalarımızda ertesi gün temelini atacağımız villaların arsasındaki problemi halledebilmek için verebileceğimiz hediyeleri ve bir sonraki yatırımımız için hangi araziyi 2B kapsamında kapatarak nasıl daha fazla kazanabiliriz-i konuşur-a geçtik. Tabi ki hala iyi niyetle toplum için gayret edenleri tenzih ederim. Zira Dünya dönüyorsa hala onlar hürmetine dönüyor.

     Bir gün zengin olursam İslam davasına şöyle hizmet edeceğim, gariban komşularıma çok katkı yapacağım, filan mazlumu böyle kalkındıracağım diye temiz ve iyi niyetli hayaller kurduğumuz günlerin yerini, bugün düştüğümüz ihtiraslar, pazarlıklar, en yüksek binayı hangimiz yapacak yarışları, kadınlı erkekli düzenlediğimiz dernek ve sivil toplum cemiyetlerinde gerçekleştirdiğimiz organizasyonlar ve ardından peşine düştüğümüz değişik duygular aldı.

    Allah bilsin diyerek iyilik yaptığımız günlerden kime bir koli iyilik bırakırsak resmini fotoğraflayarak sevabını bile bu dünya da ranta çevirerek harcamaya çalıştığımız bir tarz doğdu. Allah’a yakın olmaktan daha güzel şey mi olur diye düşündüğümüz zamanlardan bugün hangi siyasi ile resim çektirip bunu kazanca dönüştürebilirim durumu oluştu.

    Ve çocuklarımız, geleceğimiz! Zenginleşmeyle beraber gelen günaha meyil ve buna bahane olarak Sünnet ve Hadis inkarcılığının had safhaya ulaşması, hatta İnandığımız Allah’ı bir kenara bırakabilmek için paralı Müslüman çocukları arasında yaygınlaşmaya başlayan deizm safsatası.

    Ne yazık ki mücahitlikten müteahhitliğe evrilen yaşam tarzımızla birlikte, babalarının çektiği yokluğu çekmesin, annelerinin yaşadığı mağduriyeti yaşamasın diye on sekizlik çocuklarımızın altlarına verdiğimiz lüks arabalarla, geldikleri Osmanlı döneminde toplum terbiyesinde büyük rol oynayan tasavvuf-tarikat dergahlarının isimleri üzerine kurulmuş muhafaza(kâr)! restaurantlarda pahalı yemeklerini yiyip, kahvesini yudumlayıp, kızlı erkekli aynı marpuçtan nargilesini tüttüren gençler türedi! Buna müdahil olmak yerine, şu anda bir toplantıdayım, ben yapamadım kızım yapsın, ben yiyemedim oğlum yesin anlayışının hakim olmaya başladığı bir ebeveynlik zihniyeti çıktı ortaya. Ve bu değerleri yozlaştıran israf, lüks ve ihtişam düşkünlüğü bizi helak etmek üzere.

     İyileri tenzih ederim, felaket tellallığı yapmıyorum lakin belki de söylediklerimin eksiği var fazlası yok. Daha neler var diyenleri anlıyorum fakat ben bu kadarla iktifa edeyimde.

     Tevâzu denilen erdemi, elif-vav’dan kolye yaparak boynuna asmaktan ibaret zanneden, kafe de fotoğraf çektirirken gördüğü Şems’e ya da Mevlana’ya ne kadar ait olduğu bilinmeyen iki kitap ile şeriat bilmeden tarikat konuşan, tasavvuf edebiyatını ise karşı cinsin abdest suyunu silmeye dair sözler türetmekten ibaret zanneden bir cehalet vakası ile karşı karşıyayız.

     Mevlevi zikri Sema’yı, iyice ayaklara düşüren bir uygulama ile, muhafazakâr diye adlandırılan düğünlerde şıklıkta birbiri ile yarışan mütesettire kardeşlerimizin illa ki elma amblemli cep telefonları ile videosunu çekip sema zikri izlediğini yazarak sosyal medyadan paylaşmaktan ibaret sanan bir dini yaşam anlayışı çıktı ortaya. Bu da gösteriyor ki takva denilen güzelliği bir kenara bıraktığımız da inancımız yaşam alanımıza etki edemiyor ve üzerine anlayışlar da değişmeye başlıyor.

      İsrafın bininin bir para olduğu, sana ne kazanan biz değil miyiz kapitalist anlayışıyla çocuklarına ilk tuvalet alışkanlığı kazanma partisi düzenleyen ama öyle deme bizim villamızda mescit odası var diyen mütedeyyin aileler var karşımızda! Mescit olsa ne yazar ibadet ruhunu kaybettikten sonra. Geçmişte çok iyi ezgiler marşlar yazan birine artık neden yazmıyorsun denildiğinde Artık Jeep’e biniyorum demesi birçok şeyi ifade ediyordu aslında.

      Mücadelesi verilen başörtüsünün geldiği son tahlilde, mücadele kazanıldı belki lakin başörtüsü kaybedildi, nefsimize yenildik. Yanlış anlamayın söylemesi çok acı lakin yasakken daha mı bir asil ve aslına uygun kullanılan bir erdemdi başörtüsü sanki diye sitem edesi geliyor insanın. Yozlaşan değerlerimiz, kaybettiğimiz geçmişimiz, yok olmaya yüz tutan kimliğimiz, dün karşı çıktığımız direndiğimiz mücadele ettiğimiz şeyleri bugün kendi ellerimizle mi yıkıyoruz nedir. Müslüman kadın, ailesiyle beraber olmaktan çok, çalışmak, yönetmek, kariyer hedefleri peşinde koşmak suretiyle bu kadar sosyal hayatın içerisinde bulunması ve yükselen bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçlar listesiyle bu girdaba her gün daha fazla çekilen bir durumla muhatap! Akabinde yine doyumsuzluklar, sabırdan ve kanaatten uzaklaşan yaşam anlayışı, tatminsizlikler, bir türlü oluşamayan mutluluklar ve son hızla artan boşanmalar da cabası.

      Madem Hz. Ömer ile başladık, yazımızı da yine o büyük halifenin bir mesajı ile bitirelim. İyice genişleyen İslam coğrafyasında zamanla halktan bazılarının para ile ilgili konularda zafiyet gösterdiklerini duyunca, geçmişe atıf yaparak “Açken sabrettik kazandık, tokken azdık kaybettik” diyerek paranın süslü dünyasında kendini kaybedenleri ikaz eder ve kendilerine gelmelerini ister. Hani bir laf vardır ya, Allah çarpar, diye; Yıllarca sızlandık dua ettik imkan sahibi olmak ve bu ecdat mirası ülkemizi kendi ellerimizle yönetmek ve ona hizmet etmek için, lakin zengin olmanın ve yönetim makamında olmanın imtihanı ağırdır. Bir nevi Allah bize tokadı vurmadan kendimize gelelim, zira imtihanı kaybediyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum