ÜNİVERSİTELER KARAR AŞAMASINDA: DEĞİŞİMİN DİREKSİYONU YA DA TEKERLEĞİ OLMAK!

Doç. Dr. Hakan KARATAŞ

        Sanayinin dijitalleşme ve bilgisayarlaşma aracılığıyla yüksek teknolojiyle donatılması anlamını taşıyan 4. Endüstri Devrimi sadece teknolojik dönüşümü değil aynı zamanda sağlıktan eğitime, ekonomiden bilime, teknolojiden sanata bütün alanların dönüşümünü de zorunlu kılmaktadır. Bu durum, öğrenme ve öğretme anlayışı ve uygulamalarını da derinden etkilemekte ve eğitim odaklı bir düşünce devrimini de beraberinde getirmektedir. Uzun zamandır değişim ve dönüşüm gerçeğine maruz kalan akademi dünyası da eğitim kalitesini arttırmak, teknoloji ile bütünleşmek, ar-ge politikalarını belirlemek, inovatif ürünler geliştirmek, farklı finasman kaynakları oluşturmak, yeni işbirliği modelleri geliştirmek, dijital platformlara transfer edilebilecek eğitim uygulamaları ve materyalleri tasarlamak, eğitimin psikolojik faktörlerini incelemek, yeni ve güncel eğitim platformları oluşturmak, bireysel ve kurumsal öğrenme yönetim sistemlerini geliştirmek gibi konularda eylem planlarını belirlemek ve uygulamaya koymak için yeni bir karar alma aşamasına gelmiştir. 

      Endüstri 4.0 bizlere eğitim 4.0, akademisyen 4.0 belki de öğrenci 4.0’ı da tanımlama zorunluluğu getirmektedir. Bu değişim ve dönüşüm süreçleri üniversiteler için artık tesadüflere ya da günlük reaksiyonlara terkedilemeyecek kadar önem taşımaktadır. Üniversiteler ciddi bir karar aşamasındalar; ya daha zoru seçip kendi değişim rüzgarını kendileri oluşturacak ya da kolayı tercih ederek başkalarının rüzgarlarına kapılacaklar. Aslında, günümüzde sadece üniversiteler değil diğer tüm kurumlar da değişime ve dönüşüme uyum sağlama, tepki verme ya da yön verme gibi konularda doğru adımlar atmalı ve kişilerden bağımsız oluşturulan kurumsal gelişim kültürünü bir gelenek haline getirmelidir. Üniversitelerin beyni olarak nitelendirdiğimiz akademik kadrolar ile üniversitelerin kalbi olarak nitelendirdiğimiz idari personel bu kültürel değişimin merkezinde olmalıdır. Üniversiteler eyleme geçmeden tüm iç ve dış paydaşlarıyla birlikte bir üst akıl şemsiyesi altında ortak akıl geliştirmek ve öncelikle hep birlikte ayağa kalkıp bir hizaya gelmek zorundadır. Mevcut sorunları iyi tanımlamak için önce çevresindeki dönüşümü anlamalı, daha sonra ise anlamlandırmalı ve geleceğe yönelik kendi perspektifini, kapsamını ve rolünü belirlemelidir. Bunun için ise mevcut durumu ve gelişmeleri iyi tanımlayan kaliteli veriye ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında, üniversitelerin gelecek ile ilgili planlama yapmadan önce alacakları kararlara referans olacak kaliteli veriye ulaşabilmek için en az aşağıdaki altı başlık altında analiz yapmaları zorunluluk haline gelmiştir: (1) kurum analizi, (2) bölgesel analiz, (3) yükseköğrenim analizi, (4) sektörel analiz, (5) mesleki analiz ve (6) teknoloji analizi. Bu analiz çalışmaları etkin karar alma süreçlerinde, stratejik hedeflere ulaşma çalışmalarında ve uygulamaya konulan faaliyetlerde hata payını ve riskini en aza indirme konularında üniversiteler için en önemli kaynaklardır. Elde edilecek verilerin birbirleriyle ilişkilendirilerek ve entegre edilerek sonuçlara ulaşılması güçlü bir değerlendirme çalışmasının da ilk adımı olacaktır. Bu analizlerin bütün boyutları eksiksiz ve doğru olarak yapılmadan atılacak olan adımların beyhude çabalardan öteye gitmesi de imkansızdır. Aşağıda bu analiz çalışmalarına ilişkin kısa değerlendirmeler yapılmıştır.

Sonuç olarak, dünyadaki eğilimler ile ülkesinin, bölgesinin ve kurumunun gerçeklerini entegre etmesi ve içselleştirmesi üniversitelerin yol haritasına büyük katkı sağlayacaktır. Bu analiz çalışmalarını bir başlama vuruşu olarak görmek ve bu süreci doğru yönetmek kişisel değil kurumsal kararlılık gerektiren bir durumdur. Üniversiteler olarak problemlerimizin kök nedenlerini iyi belirledikçe ve uygun önlemler aldıkça; mevcut profilimizi ve potansiyel gelişim alanlarımızı yeniden ve doğru olarak tanımladıkça başarı oranımızın da artacağını biliyoruz. Bu kararlılık sadece üniversite yönetimlerinin değil tüm öğretim elemanlarının da göstermesi gereken bir sorumluluktur. Üniversite yönetimleri gerekli eylem planlarını kararlı bir şekilde hayata geçirmek ve akademisyenler de her türlü desteği vermek zorundadır. Aksi takdirde, kurumsal olarak değişim çevikliği alışkanlığı kazanmadıkça hep birlikte değişimin yöneticisi değil mağduru olarak kalacağız ve bize uygunluğunu sorgulamadan başkalarının koyduğu hedeflerin takipçisi olacağız. Başka bir deyişle, değişimin direksiyonu değil tekerleği olmaya devam edeceğiz.

Doç. Dr. Hakan KARATAŞ