PREMATÜRE ALGILAR

Musa KARTAL

Birlikte yaşama kültürü ve tahammülü kendini tamamlayamamış  toplumlarda kabullenilmesi zor  bir durumdur. Hatta imkansızdır. Nedendir bilinmez ama birinin varlığı diğerinin yokluğuna endekslenmiştir. Halbuki insanlar karbon kağıdı değillerdir. Sahip oldukları kültürel birikim ve içinde bulundukları konjonktür el iklim insanları belli konularda farklı düşünme eğilimi içine sokabilir. Bu doğaldır ve yaratılışın bir gereğidir... Hiç kimse bir diğerinin kafasındaki şablonları onaylamak zorunda değildir ayrıca zorunda da bırakılma-malıdır.

Bir toplumun sosyal tomografisi içerisinde farklı siyasi, dini, etnik, kültürel unsurlar  yer alabilir. Bu unsurları sürekli çatışır halde programlamak ne o toplumun ne de o toplumun bireylerine bir fayda sağlamaz. Bir arada yaşayan insanların ortak paydalarda  ortak hassasiyetler geliştirmeleri ve bu hassasiyetler üzerinden birbirlerini test etmeye çalışmamaları ve  sinir uçlarına dokunmamaları gerekir. Birbirlerini bu hassasiyetler üzerinden manipüle etmeye çalışanlar yaşadıkları ülkeye ve bu ülkenin ortak mirasına kesinlikle zarar vermiş olurlar.

Bir başka açıdan taraf olmakla taraftar olmak arasındaki izdüşümü çok iyi analiz etmek gerekmektedir. İnsanlar aidiyetleri üzerinden fikir ileri sürebilir ve yaşadığı topluma  katma değer üretebilirler. Bu her insanın kendi toplumu üzerindeki hakkıdır ve görevidir.. Fakat bir fikre bir düşünceye taraf olmanın  gerekçesi tabi ki gerekçeleridir. Buna mukabil hiçbir fikir ve mefkureye ihtiyaç duymadan gerekçesiz ve öylesine sadece duygusal reflekslerle bir aidiyet üzerinden körü körüne eylem geliştirmek taraftarlıktır ve bunun makul olarak hiçbir toplumda karşılığı yoktur. Bugün bu anlayış üzerinden geliştirilmeye çalışılan itirazlarda  bu nedenle karşılık bulama-maktadır.

Kendi insanını yetiştiremeyen toplumlar tarihi süreç içerisinde toplumsal transformasyonunu gerçekleştirmede prematüre algıların kurbanı olmaktan kurtulamamışlardır. Buda o toplumların etken değil edilgen, dinamik değil statik kaderleri olmuştur. Bu makus talihin müsebbipleri kendi toplumuna bir türlü yerel değer yargılarını taşıyamayan sözüm ona ithal zihniyetli aydınlardır(!)

Bugün kendini aşmaya çalışan ve yerel dinamiklerini küresel arenada belirleyici aktör haline getiren ülkemizde bu anlamda yaşanan kısır çekişmeler aslında yukarıda vurgulamaya çalıştığımız manipülasyonlardır. Evrensel ölçeklerde yapılan atraksiyonların sağlamasını yapma gereğini duymadan yapay bir muhalefet anlayışıyla hareket etmek sanal gerekçeler ileri sürmek bugünün geçerli akçesi olmaktan uzaktır. Muhalefet farklılıkları bir kültürel zenginlik olarak değerlendirmek yerine  daha da derinleştirme çabasına dönüştürülürse ki bugün yaşadığımız toplumun en önemli  handikabı budur, toplumun terakkisine darbe vuracaktır. Bu anlayışın temel parametreleri mutlaka kendi sosyolojik düzleminde sorgulanmalı ve rehabilite edilmelidir. Ayrıca dünde kalmak ve bugüne dair kendini güncelleyememek de başka bir zafiyettir.

İktidar-Muhalefet ilişkisi üzerinden bir adım daha öne çıkarabileceğimiz ve güncel süreç olması bakımından da somut kodlamalarla örneklendirme imkanı bulabileceğimiz Anayasa değişikliği referandumuna bir bakalım. Değişik süreçlerden geçerek halkın onayına sunulan ve sistem değişikliği içeren bu anayasal değişikliğin ne olduğu ve ne olmadığı konusunda “Evet” ve “Hayır” ekseninde neye evet neye hayır denileceği halk tarafından tam bilinmemektedir. Bu konuda elbette ki her yurttaş gerekçeleri dinleyerek bilinçli bir şekilde taraf olmak zorundadır. Ne yazık ki yukarıda da tanımlamaya çalıştığımız üzere bu süreç bir taraftar mantığıyla ele alınmakta sağlaması yapılmadan algılar üzerinden yürütülmektedir. İnsanları sonuç açısından bir korku tüneline sokmak yerine  ülkenin kazanımları üzerinde durulması sürece olumlu katkı sağlayacaktır. İktidar ve muhalefet sorumluluğu bu formatı zorunlu kılmaktadır. Halka başvurulan bir onayda halkı doğru bilgilendirmekte ahlaki bir nosyondur. Halkın demokratik reflekslerine  itimat hem iktidarın hem muhalefetin en önemli erdemlerinden biri olsa gerek.

Tepkilerini karşısındakinin fikrine göre değil de siyasi pozisyonuna göre  kurgulayan bir muhalefetin ileri demokrasilerde   tutunma şansı yoktur. Kendi doğrularını gerekçelendiren karşısındakinin yanlışlarını ise delillendirebilen muhalefet ancak ülkesine katkı sunabilir ve böylesine bir duruş ile ancak muhtemel manipülasyonlara engel olabilir.

Netice itibari ile kısırlaştırılmış bir muhalefet argümanı ile gösterilecek muhalif reaksiyonlar zaman kaybı doğuracak ucuz politik manevra olmaktan öteye geçemeyecektir. Ortak hassasiyetler üzerinden oluşturulabilecek temel paydalar üzerinden toplumu heterojen kümeler olmaktan çıkarıp homojen bir toplum haline getirmek bir mesuliyet ve temel bir vazifedir.15 Temmuz tecrübesi o kadar net göstermiştir ki bu millet, inancı ,siyasi görüşü,ideolojisi,etnik kökeni ne olursa olsun ortak değerler üzerinden bu milletin  nasıl yekvücut olabileceğini tüm dünyaya göstermiştir. Bu milletin mayası oynanan tüm oyunları bozacak kadar sağlam ve feraseti tüm kahpelikleri sezecek kadar açıktır.

Dünden aldığımız feyizle bugüne dair coşkumuzu yarına daha güçlü taşıyabilme temennisiyle…