HAYAT AMACI ve MİRAÇ

Hamide KURUBAL

Tekâmül için geldiğimiz evrende neyi idrak etmeli, duymalı, görmeli, hissetmeli, yapmalıyız...

Gerekenleri hiç yapmaz ya da düzgün yapmazsak ne olur? Düzgün yaparsak ne olur? Bu kadar soruya cevap vermek benim ilmimi aşabilir. Biz her zaman pozitif açıdan ele alarak Allah 'a kulluğumuzu layıkıyla yaptığımızda, yapma gayretinde olduğumuzda bize ne gibi lütuflar sunuyor biraz onu ifade etmeye gayret edelim.

Peygamberler Allah 'ın bütün isimlerine mazhardırlar. Ancak her birinin hayatında bazı isimlerin tecellisi daha fazla olur.

Hz. Yusuf (As.) Nur isminin hikmetine mazhardır. Hz. İsa (as.) Kadir ve Habir, Hz. Musa(As.) Hz. Alî, Hz. Eyüp (As.) Sabur, Hz. İbrahim (As.) Müheymin isimlerinde zirve yapmışlardır.

Peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed Mustafa (Sav) ise bütün isim ve sıfatları cami olan "Allah" ismi celiline mazhar olup, şöyle ifade edebiliriz;

Tüm Esmalarda zirve yapmış tek insandır.

Bunu şöyle resmedelim; Herkesin eline mazhar olup zirve yaptığı isim sayısı kadar şemsiye verelim. Diğer peygamberler 1-2 şemsiye ile zirveleşirken, bizim peygamberimiz tüm kâinatı dolaşabilecek kadar şemsiye ile bir tarayıcı gibi her yerde Allah’ı (varlığını birliğini...) idrak edip sınırları zorlamıştır. 

Biz o sınıra Kab-ı Kavseyn diyoruz. Ki o sınıra ulaşmayı hak ettiğinde ona Burak bineği gönderilmiş olup Hz. Cebrail de eşlik etmiştir. (MİRAÇ)

Kab-ı kavseyn sınırına ulaşınca, Hz. Cebrail "bundan öteye ben gidemem, gidersem yanarım" buyuracaktır. Çünkü peygamberimizin tecelli eden her isimle görme kabiliyeti artmış, Hz. Cebrail’in yanarım dediği duruma karşı katbekat derisi (mecazen) kalınlaşmış, yanması imkânsız hale gelmiştir. Bu çok önemlidir, neden?

Çünkü Hz. Musa Tur dağında Allah Teâlâ’ya onu görme arzusunu dile getirdi.

"Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana" dedi. Rabbi ona buyurdu ki; "beni katiyen göremezsin, lakin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin." daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi. Hz. Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince "sen sübhansın, tövbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim" dedi. (Araf suresi 143. Ayet)

Burada dikkatimizi çeken Hz. Musa (As.) ın, dağ dolayısıyla olan izafi bir tecelliye bile dayanamayarak, bayılıp yere düşmesi.!!

Bu fani alemdeki alet ve edevatımızla sınırlı yeteneklerimizle Allah Teâlâ’yı görme durumumuz yoktur. Oysa ki O saklanmaz, gizlenmez. Aşikardır.

Peygamberimiz yüksek kulluğu ve Allahlın lütfuyla miraca çıktığında, yine ilginç bir manzara oluşuyor.

O 'nun huzuruna vardığında ayağını basacak yer arıyor ama yer yok! Çünkü mekândan münezzeh olan Allah 'ın huzurunda mekân yoktur. Tek mekân olarak, ayağını ayağının üzerine koyuyor. (Necm suresinde anlatıldığı üzere). Oradan pek çok hediyelerle ayrılan ve o hediyeleride en çok bizler için isteyen peygamberimiz (sav), geri döndüğünde giderken çarptığı ibriğin eğri bir şekilde düşmediğini, yatağının soğumadığını görüyor. Çünkü huzura çağıran Allah Teâlâ zaman kavramından da münezzehtir. 

Peygamberler, bize yol gösterici ve yol açıcıdır. Bizim en büyük şansımız, peygamberimizin miraç yolunu bize de açmış olmasıdır. "Müminin miracı namazdır" buyrulur. Yani bir Müslüman namazla miracı yaşayabilir. Namazda yoğunlaşan enerji ve secde de yapılan dualar theta frekansındadır. Bu frekansta yapılan duaların Kudret-i sonsuz tarafından kabul edileceği kanaati vardır ve tamdır. O yüzden gerçekleşir. O’nun gücü her şeye yeter.

“İnşallah ama” “dua ediyorum kabul olmuyor” ... gibi olumsuz düşünce yapıları öncelikle inancımızla tamamen terstir. Peygamberimizin başarısına mazhar olduğu lütuflara bakılınca o, kulluğunu en güzel şekilde Rabbine tam bir iman ve sadakatle sonuna kadar yapmış ve teslim olmuştur. Hiçbir beklentisi olmaksızın. Günümüzün tabiriyle akışa bırakmış. (Tevekkeltü Alellah)

 Bizler asıldan uzaklaştıkça (Allah’a kulluk, Dünya ve ahiret dengesi), kalbimize başka sevgileri, hayatımızın merkezine başkalarını koyarak tüm düzenimizi altüst ederek, şikâyetlerimize de bir isim koyduk:

Stres, depresyon, panik atak...

Hayat amacın var mı diye sorduğum pek çok danışanım “yok” diyor insanların hayatında amaç yok ise tutku ve coşku olmaz!!Yaşam enerjisi olmaz!!

Düşünsenize siz bir bayan kremini öyle bir coşkuyla öyle bir keyifle öyle bir enerjiyle anlatacaksınız ki anlattığınız kişi bayan olmasına rağmen, yanında ki erkek arkadaşı bayandan önce “ben de o kremden istiyorum” diyecek hale geliyor almak istediği krem mi? Yoksa o tutku, coşku, enerji mi?

O zaman kısaca hayat amacı üzerine bir dipnot la bitirelim:

Hayat amacım yok!!Ama olsun diyorsanız;

1.Yeni inançlar geliştirin Şimdide, şu anda, anda ne kadar "sıradan" olursanız olun, her anı amacınıza hizmet eder hale getirebilirsiniz. Size hizmet etmeyen ve hatta size zarar verebilecek bir inancınıza nasıl da sıkı sıkıya bağlı olduğunuzu anlarsanız ve anında nasıl değişmesi gerekeceğini öğrenebilirsiniz. Yani, şimdiye kadar kesinlikle olmazsa olmazınız olup da hiçbir işe yaramayan angarya inançlarınız hangisi, bunu bulun ve bunları değiştirmeniz gerektiğine kendinizi inandırın…

2.Yeni beceri geliştirmek.

 Çoğu insan erişemeyeceği bir seviyede hayata dair fikir edinmek için yüksek hedeflere sahiptir. Ancak hem ulaşamayacağı hedefler koyarlar hem de hedeflerine ulaşabilmek için kendilerine katmaları gereken hiçbir şeyi katmazlar. Yani, hedefin varsa eğer, umarın vardır, bu hedefe ulaşmak için gereken donanımlarını düşün, sen de olmayanları hemen geliştirmeye başla. Hadi bahaneleri bırak …

3.Yeni alışkanlıklar başlatmak.

 Binlerce yıl önce doğmuş olan bilinçsiz, hayata tepki veren alışılmış yollardan kurtulun, yaşam boyunca iliklerinizde dahi coşkuyla hareket etmek ve her nefesi kutlamak için, var olan her şeyi Yaratıcı ‘nın bir ifadesi olarak görmeye başlayın. Yani, hedefine katkısı olacak yeni alışkanlıklar geliştir, hiçbir şey yapamıyor isen, her sabah sen ve sevdiklerin hala nefes alabildiği için Yaratıcı ’ya teşekkür etmekle başlayabilirsin …

              Sevgi ve saygılarımla.