Biraz şeriatı konuşalım mı!

Hasan KAMİLOĞLU

      Sevgili arkadaşlar, bir yandan kahraman Mehmetçiğimiz, Afrin’de sömürgecilere, onların gönüllü maşalarına, düşmana, teröriste, haine, zalime kök söktürürken, gönlü iyiliklerle dolu güzel ve temiz milletimizin kalbi her anlamda kahramanlarımızla beraber atarken, diğer taraftan ise toplumda öyle mide bulandırıcı olaylar da oluyor ki insan insanlığından utanıyor.

       Bir çoğumuz hatırlar, hani topluma sürekli öcü gibi gösterilen, korkunç olarak ifade edilen bir kavram vardı. Hatta bir zamanlar namaz kılan, sakal bırakan insanlara şeriatçı denilir çocuklar filan korkutulurdu. Çünkü şeriat denilen o şey hep kol kesen kafa koparan diye ifade edilir; hatta bırakın düşünce dünyası imandan, inançtan, irfandan ve dini bilgiden nasibini almamış olanları, alnı secde görmüş cami cemaati kavramı içerisinde yer alanların yanında bile kazara adını söylediğinizde, aman hayır, hayır şeriat korkunç kol kesen, kafa koparan bir şey dediğini biliriz. Hani hatırlayın daha önce çeşitli makamlarda milletimizi yönetmiş olan ve ükemizin ikibinli yıllardan önceki kırk yılında siyasi olarak bulunmuş olan Süleyman Demirel’in bir sözü vardı; “Biz yeni sistemi millete sevdirebilmek için, yetmiş yıldır Osmanlıyı kötülüyoruz” demişti. Bu aslında bilinçli bir yanlışın da itirafıydı. İşte aynen bunun gibi mevcudu güzel göstermek için, geçmişi reddetmek, eskiye, bilinene küfretmek, onu tukaka göstermeye çalışmak, Güneşi balçıkla sıvamaya ve onu çirkin göstermeye çalışmakla olmuyor. Zamanı geldiğinde güneş yine içindeki o sönmeyen ve eskimeyen enerjisi ile parlaklığını gösterir, ışığını size verir ve siz neden bu zamana kadar, biz bundan istifade etmemişiz dersiniz; siz gözünüzü açıp demeseniz bile o zamana kadar halka karanlık olarak gösterdiğiniz o nesne parladığında, siz ne kadar mahcup olursunuz bilinmez; fakat o toplum sizin o siteminizi alır ve suratınıza çarpar.

       Peki aslında o korkulan şeriat neydi, onu irdeleyelim mi birazda! Farkındasınız diğer taraftan ahlaksız ve çirkin işler de bir yandan almış başını gidiyor. Şeriatla ne alaka diyecek bazıları şimdi! Peki daha açık konuşsak, örneğin birkaç gün önce üç yaşındaki bir çocuğa tecavüz eden sapığı konuşsak. İrite olduk, midemiz bulandı, tiksindik suratımız ekişidi, canımız sıkıldı değil mi? Peki ya bir kaç ay önce iki çocuğunun yanında tecavüz edilip, üzerine öldürülen Suriyeli kadın. Onuda hatırladık mı içimizi acıta acıta. Henüz bir iki hafta önce sene-i devriyesi olan Özgecan vahşeti desem, her yanımız bir başka acıyor değil mi? Ya ekmeğini yedikleri, gölgesinde serinledikleri, bayrağının altında huzurla yaşadıkları şu aziz ülkeye fütursuzca ve hasmane bir şekilde başkaldıranlar, darbeciler, hainlikler, teröristler, vatansızlar. Bunlar sadece ahlaksızlıkların, pisliklerin, çürümüşlüklerin bir kaçı. Bu işleri yapan çirkin ve murdar insan müsveddelerini yakalasanız, ele geçirseniz ne yaparsınız, yada bu insanlara neler yapılmasını istersiniz? Zorlamayın zihninizi kardeşim; Şeriat denilen kavram ki, şeriat kanunlar demektir. Laik sisteme geçene kadar devletimizin idare sistemi dini ve örfi kanunlara göre idare edildiği için dolayısı ile dini kanunlar şeriat olarak nitelendirilmiştir. Vakıa bundan ibarettir fakat başta İsviçre olmak üzere Avrupa’nın muhtelif ülkelerinden alınan kanunları, üzerine de medeni etiketi yapıştırıp milletimize kabullendirmek için geçmişe, geçmiş kanunlarımıza, korkunç bir anlam yükleyerek ağızlarını doldura doldura şeriat diyerek senelerce küfrettiler. İşte aslında bütün bunların çözümü sizin o ağız dolusu nefret kustuğunuz ve adına sizin şeriat bizimse ilahi hukümler dediğimiz cezalardır. Tabi bütün bunların yanında ihmal edilmemesi ve kesinlikle üzerinde durulması gereken konu da ahlak ve medeniyet eğitimidir. Öyle ki şu aziz ülkenin köklerinden aldığı güçle bunca uğraşın arasında yeni bir medeniyetle dünya sahnesinde yerini almasının yolunun eğitimden geçtiğini her zaman dile getiriyorum.

      Dönelim konumuza kıymetli arkadaşlar, hangimiz yaratıcımızdan daha şefkatliyiz? Bütün yaratılmışların ve yaratılacak olanların merhametini toplasak Allah'ın merhameti ve şefkati karşısında deryalarda bir noktacık kadar edebilir mi? Kaldı ki rahmeti ve şefkati yaratan da yüce Allah değil mi zaten. Peki bu aciz insanoğlu ondan daha mı şefkatlidir ki yaratıcısının koyduğu kanunları zulüm ve zorbalıkla nitelendirip fâni ve zayıf insanoğlunun yaptığı kanunları Allah'ın kanunlarına karşı ortaya koyabiliyor? Peki sonra ne mi oluyor? İnsanoğlunun ve onun yaptığı fani, basit ve batıl sistemlerin iflasını izliyoruz. Tabi sonunda olan yine insanoğlunun kendine oluyor. Bizim sadece ceza boyutundan baktığımıza bakmayın; dedik ya şeriat kanunlar bütünüdür; Fakat gündem kötülerin cezası olduğu için ceza meselesi üzerinden bakıyoruz şu an. Sordum, şu yukarıda saydığımız suçları işleyenleri siz olsanız ne yaparsınız? Cevap belli, işte Allah diyor ki sen hiç canını sıkma, bu tür pis, ahlaksız ve kirli işleri yapanların cezası ölümdür. Hocam bunu anladık ama başka meseleler de var diyorsunuz belki! Peki birisi gelse, sizin babanızı hiç suçu yokken haksız yere öldürse, ona ne yapılmasını istersiniz? Örneğin yirmi yıl ceza alması sizce yeterli midir? İçiniz soğumadı biliyorum; fakat bunun birde şu indirim, bu indirim derken üç beş yıl yatıp çıkması da muhtemel değil mi? Bir de yatmama ya da af ihtimali de mevcut tabi, oda başka. Ya da gündüz şeriatın çok ağır olduğunu iddia ettiniz, kurandaki cezaların eziciliğinden filan bahsettiniz, hadi canım olmaz öyle şey, şeriat adamın kolunu kesiyor dediniz; Sonra akşam eve bir gittiniz ki, evinize hırsız girmiş ve eşinizin bir kenarda dursun diye bıraktığı altınları ve yılların birikimi olan paralarınız çalınmış. Soruyorum simdi, siz olsanız o hırsıza ne ceza verirsiniz? Aklınızdan geçenleri tahmin edebiliyorum. İşte Allah diyor ki sen benim yarattığım insana benden şefkatli mi olacaksın; Şüphesiz Allah'ın her emrinde insanoğlu için menfaatler vardır. Oysa bir de günümüzü, yani ilahi kanunlara alternatif diye ortaya atılanları ve mevcut vaziyeti düşünün! Günümüzde sadece kaybettiklerinizle kalıyorsunuz. Oysa sizin şeriat dediğiniz o islami emirler sadece bir cezalandırma da olmayıp, bir yandan insanlararası ilişkileri adalet, şefkat, merhamet, yumuşaklık, iyilik ve fedakarlık eksenine oturtmayı emir ve tavsiye ederken, diğer taraftan ise toplumu kötülüğe karşı caydırıcı bir üslupla cezalandırmak suretiyle her alanda adaleti ön plana alarak toplumda güven ve huzurun sürekliliğini amaçlar.

     Peki birazda şeriat dedikleri şeyi kim istemez bunu konuşalım mı, konuşmayalım mı? Artık kimin ya da kimlerin istemediği, istemeyeceği de açık olarak da ortaya çıkmış oldu. Yani bazılarının bizi korkutmak için şeriat dediği bizimse ilahi kanunlar, yani Allah ve Resulünün emirleri velhasıl dinimizin hukümleri, kimin ve hangi özelliklere sahip olanların keyfini bozuyorsa onlar istemez.

     Saygılarımla, biraz uzattım ama affola; daha anlatırdık ama burada bırakalım. Hepiniz Allah’a emanet olun.