1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. "Ölüm fermanı yayınlandı

"Ölüm fermanı yayınlandı

"Ölüm fermanı yayınlandı

A+A-

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Türkiye herhangi bir terör örgütüne prim vermiş olabilir mi? Ama onlar PKK'yı örtmek için DEAŞ'ı öne çıkarıyorlar. PKK'yı meşru kılmak için DEAŞ'ı sanki bizimle özdeşleştirmek gibi bir şeye yöneliyorlar. Olmaz. 23 Temmuz'da olduğu gibi bize saldıran DEAŞ da olsa aynı anda cezalandırılır, PKK da olsa aynı anda cezalandırılır. Herkesin de bunu bilmesi lazım" dedi.

Davutoğlu, TGRT Haber'de katıldığı canlı yayında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

ABD'nin eğit donat programını sonlandırmasından sonra güvenli bölgeyle ilgili konsept değişikliğine gittiği değerlendirmesi hatırlatılan Davutoğlu, mültecilerin, Suriye sorununun insani boyutunu yansıttığını, ancak insani olarak başlayan sorunun bir müddet sonra siyasal soruna, hatta daha kapsamlı bir soruna dönüştüğünü belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ile yaptığı görüşmede de dile getirdiği gibi son 40 gün içinde Türkiye'ye gelen Suriyeli sığınmacı sayısının son 1 yıldakinden fazla olduğunu aktaran Davutoğlu, çünkü ortada herkesi etkileyen, derinden sarsan ciddi bir sorun bulunduğunu vurguladı.

Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Eğer, biz 2004'ten itibaren pozitif gündemle Türkiye-AB ilişkilerini tam birliğe oturtmuş ve bunu sağlamış olsaydık, kriz yönetimi esnasında değil sadece, bir ortak vizyon olarak biz, şu anda çok daha güçlü bir Avrupa Birliği ve çok daha güçlü bir Türkiye'yi birlikte gerçekleştirmiş olurduk. Artık herkes biliyor ki Türkiye'nin katkısı olmadan bölgede ne insani, ne siyasi, ne stratejik herhangi bir sorun çözülemiyor. Türkiye'nin güvenliği tehdit altındaysa Avrupa'nın güvenliği sağlanamaz. Türkiye mülteciler gibi büyük bir problemle uğraşırken, kendi başına bu gayreti gösterirken susan Avrupa'nın, susan uluslararası toplumun şimdi fark ettiği şey, bu yük taşınamaz hale geldiğinde hepimizi, herkesi etkileyecek. Artık Suriye krizi bir ülke krizi olmaktan zaten çoktan çıkmıştı ama bir bölge krizi olmaktan da çıktı. Bir dünya krizi haline geldi. O zaman herkesin sorumlu davranması ve en fazla da Suriye krizinden etkilenen komşu ülkelerin haklarını ve hassasiyetlerini gözetmesi lazım."

- "Kime ne faydası olacak?"

"Suriye politikalarınız eleştiriliyor. Bu yanlış politikalar yüzünden patlamaları yaşadığımız iddia ediliyor. Siz buna ne söyleyeceksiniz?" sorusu üzerine Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde, Kılıçdaroğlu "Suriye politikanızın değişmesi gerekir" dediğinde, açık bir şekilde "Bana somut söyleyin, neyi değiştirelim?" diye sorduğunu anlattı.

Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yani gidip Esad ile el sıkışmak bu problemleri çözecek mi? Ben ilkesel olarak buna karşıyım da hadi teorik olarak konuşalım, farazi olarak, çözecek mi? Esad kendi ülkesini kontrol edebilen bir aktör mü? Esad Türkiye sınırını kontrol edebilen bir aktör mü? Rejim güçlerinin Türkiye sınırında kontrol ettiği alan 20 kilometreye kadar düştü. Kendi ülkesini kontrol edemeyen birinin kime, ne faydası olacak? Kendi ülkesinin sadece yüzde 14'ünü kontrol eden birinin elini sıkmak, Türkiye'de ondan kaçmış 2 milyon Suriyelinin yüreğine ateş koymaktan başka ne anlama gelir? Şu ana kadar ilkeli, insani ve demokratik politikamızdan vazgeçmek, Türkiye'nin hangi sorununu çözer?"

Türkiye'nin en başından beri Suriye'de ilkeli bir politika takip ettiğini dile getiren Davutoğlu, yıllar sonra bu travmalar aşıldığında bunun çok daha iyi anlaşılacağını söyledi.

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"En başında Esad ile birlikte, Esad'ı ikna ederek reform için çaba sarf ettik, olmadı. Sonra dünyaya seslenerek demokratik geçiş için baskı gücünüzü kullanın. Suriye'de çok kötü şeyler oluyor, olacak. Daha kötüsü olabilir diye ikna etmeye çalıştık, yapmadılar. Sonra bari gelin şurada bir güvenli bölge oluşturalım, mülteciler burada kalsın. Bir güvenli alanda Suriyelileri Suriye'nin içinde tutalım dedik, yapmadılar. Kimyasal silah kullanan bir diktatöre karşı ortak tavır sergileyelim dedik, P 5 ülkeleri en temel meselede anlaşamadı. Sonra döndük, siyasal konularda anlaşamıyoruz ama mülteciler gibi insani konuda ve savaş suçları gibi yine hukuki bir konuda anlaşalım dedik, Rusya'ya, İran'a, Çin'e, yapmadılar. Şimdi tüm bunlardan kaçan aktörlerin hiçbiri suçlu değil, kendi halkına zulmeden, 300 bin insanı katleden eli kanlı diktatör suçlu değil. Oraya o diktatörün yardımıyla ve o diktatörün oluşturduğu boşlukla gelen DEAŞ suçlu değil, Türkiye suçlu öyle mi? Bu, açık söyleyeyim, bir aşağılık kompleksin ortaya çıkardığı bir şey. Özgüven kaybının ortaya çıkardığı bir şey. Fransa'da hiç kimse Charlie Hebdo baskını olduğunda döndü de bu Fransız hükümetinin hataları sebebiyle oldu dedi mi? Ya da İspanya'da, Madrit'te, Londra'da, Irak'ta, çünkü Irak müdahalesine destek verdiler. Irak'ta bu politikayı takip ettiğiniz için bu oldu mu dendi. Yoksa dönüp herkes omuz omuza mı verdi? Nedir bu? İlla ve mutlaka kendimizi suçlu görmek. Ve sırf küçük hesaplar için Türkiye'yi suçlu koltuğunda oturtacak imalarda bulunmak."

- "Ölüm fermanı yayınlandı"

"Sanki Türkiye veya AK Parti, PKK'ya baktığı gibi bakmıyor DEAŞ'a, sanki devletin bürokrasisi içinde onları biraz koruyup kollayan..." değerlendirmesi üzerine Davutoğlu, bunun akıl alacak bir değerlendirme olmadığını, bunu söyleyenin izanını kaybetmiş olması gerektiğini belirtti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bakın DEAŞ'ın internetteki yayınlarına. En fazla saldırdıkları kişiler Sayın Cumhurbaşkanı ve benim" dedi.

"Ölüm fermanı yayınlandı" denilmesi üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Tabii. Diyorlar bunlar 'mürtet.' En ağır ifadelerle. Niye? Çünkü Esad onlar için tehdit değil ki. Esad'ın varlığı onlara zemin oluşturuyor. Esad'ı destekleyenler, 'Esad ile el sıkışalım' diyen Türkiye'deki muhalefet onlara şey değil ki, ne olacak Türkiye'de savaş alanı ilan etmişler zaten. Ama biliyorlar ki bizim zihnimizdeki ve gönlümüzdeki İslam, Türkiye'de yaşanan İslam, onların panzehiri. Türkiye'deki İslam, Hazreti Mevlana'nın felsefesinden gelen, kendimi de onun içine koyarak söylüyorum, insan odaklı İslam anlayışı onların ideolojilerine en keskin cevabı veriyor. Onun için açın bakın. O DEAŞ sitelerinde Demirtaş'a ya da Kılıçdaroğlu'na, Bahçeli'ye bir şey var mı? Hepsi bize saldırıyor. Burada akıl, izan sahibi hiç kimse böyle bir argümanda bulunmaz. Türkiye herhangi bir terör örgütüne prim vermiş olabilir mi? Ama onlar PKK'yı örtmek için DEAŞ'ı öne çıkarıyorlar. PKK'yı meşru kılmak için DEAŞ'ı sanki bizimle özdeşleştirmek gibi bir şeye yöneliyorlar. Olmaz. 23 Temmuz'da olduğu gibi bize saldıran DEAŞ da olsa aynı anda cezalandırılır, PKK da olsa aynı anda cezalandırılır. Herkesin de bunu bilmesi lazım."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Türkiye'nin kaderini belirleyecek bir seçimi karartma çabası var" dedi.

Davutoğlu, TGRT Haber'de katıldığı canlı yayında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Son anketlerde AK Parti'nin tek başına iktidarının görülüp görülmediği yönündeki soruya Davutoğlu, terörü yapanların ana hedeflerinden birinin 1 Kasım seçim sonuçlarını belirlemek ve seçimlere giderken ülkenin ortamını belirsizliğe boğmak olduğunu söyledi.

Ankara'daki patlamanın öncesinde AK Parti beyannamesinin, vatandaşlara vaatlerin konuşulduğunu vurgulayan Davutoğlu, aynı zamanda CHP'nin, MHP'nin ve HDP'nin de seçimle ilgili kanaatlerinin de konuşulduğunu anlattı.

Terör başlayınca seçimden başka bir gündemin getirildiğine dikkati çeken Davutoğlu, "Türkiye'nin kaderini belirleyecek bir seçimi karartma çabası var" dedi.

Davutoğlu, bu nedenle patlamanın olduğu günden bu yana AK Parti olarak seçim gündemli bir şeyi zihinlerine getirmemeye özen gösterdiklerini bildirdi.

Davutoğlu, "Arkadaşlara da söyledim. Cenazeler defnedilirken, yaralıların durumu berraklığa kavuşana kadar kimse siyaset gündemi konuşmayacak. Şu anda biz cenaze eviyiz. Bu cenaze evi, Demirtaş'ın evi değil. Bu cenaze evi, sadece o toplantıyı gerçekleştiren, DİSK, Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası, KESK ve Tabipler Birliğinin cenaze evi değil. Bu cenaze hepimizin. Taziye evinde bir başka konu konuşulmaz" ifadesini kullandı.

- Türkiye'nin kendi gündemine dönmesi

Hayatın akmaya devam ettiğine işaret eden Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin bir şekilde kendi gündemini, normal bir ekonomik, siyasi, sosyal gündemini yaşaması gerektiğini söyledi.

Davutoğlu, "Aksi takdirde teröristlerin de tam da istediği o. Türkiye her gün yas evine döndürülmek istenirse, teröristlerin istediği olağanüstü hal gibi bir psikoloji oluşturmak. Hepimiz yavaş yavaş sükunetle suhuletle Türkiye'nin kendi gündemine dönmesi için çaba sarf etmemiz lazım. Artık siyaset konuşmamız, seçime dönük vaatlerimizi, hedeflerimizi tekrar halkta paylaşmamız lazım" dedi.

Davutoğlu, patlama nedeniyle mitinglerin iptal edildiğini anımsatarak, "Nihayet siyaset psikolojisinden çıkmak doğru değil. 1 Kasım'da herkes üzerine tartışma olmayacak bir seçim sonucuna ulaşabilmek için, 'Ya şu oldu da ben bundan yapamadım' gibi bir mazerete sığınmayacağı şekilde herkesin tekrar seçim alanında ve seçime odaklı şekilde çalışmaya yönelmesi lazım" diye konuştu.

Patlamanın olduğu günden bu yana herhangi bir anket çalışması yaptırtmadığı ve bunun üzerinde de durmadığını belirten Davutoğlu, "Hatta şu soru bile bana çok ahlaki veya içimi rahatlatan objektif bir soru gibi gelmiyor. 'Acaba bu bombalama anketleri nasıl etkiler' gibi. Böyle bir şey düşünmek bile bana abes gelir. Bu bombaları acısı tazeyken, anketti, kampanyaydı bunları düşünmedik ama bundan sonra tabii ki önümüzdeki dönemde tekrar kendi seçim gündemimize dönmemiz lazım. Bombalamadan önce yaptırdığımız anketlerde, AK Parti bir yükselme trendinde, bazı anketler yüzde 44, 45 ve 46'yı işaret eden şeyler var. CHP'de hafif bir yükselme trendi var, büyük ölçüde olmasa da. MHP'de düşüş trendi, HDP'de daha az olmakla birlikte düşüş trendi var. Ama bu seçimin son gününe kadar bu trendler değişir" değerlendirmesinde bulundu.

"AK Parti'nin 7 Haziran seçimlerinde fazla vaatte bulunmadığından dolayı eleştiri aldığını görüyoruz. Bunun yanında CHP'nin yaptığı vaatlerde prim topladığı belirtiliyor. Bu seçimler için diğer partilerin vaatlerini ne kadar gerçekçi buluyorsunuz, siz yenilik olarak siz getirdiniz?" şeklindeki soruya Davutoğlu, önemsedikleri vaatlere taahhüt dediklerini, ancak bunların nihai belirleyici olmadığını belirtti.

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"7 Haziran'da CHP'nin vaatler üzerinden topladı' dediniz. CHP'nin oy oranı ne. Önceki seçime göre nereden nereye geldi. Çok büyük bir artış mı var, hatta bir artış mı var? Şimdi bizim bakanlarımıza 'istifa etsinler' diyen Sayın Kılıçdaroğlu, kendisi 'yüzde 26'nın altında olursam istifa ederim' dedi. Tek başına vaatler ve afaki vaatler bir çekim alanı oluşturmuyor, Çünkü o afaki vaatleri yapan kişi ve parti de önemli.

Taahhüt şeklinde, afaki olmayan taahhüt yapan AK Parti, yaptığı taahhüdü gerçekleştirme imkanına sahip yegane parti olarak görülüyor. Onun için bizim beyannamemiz bu sefer daha somut taahhütleri de içerdiği için daha büyük heyecan uyandırdı."

- Asgari ücret konusu

Başbakan Davutoğlu, diğer partilerin taahhütlerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği mümkün olmayan, hatta imkansız olan taahhütler olduğunu dikkati çekerek, asgari ücret konusunda ise "2 bin 500, 3 bin 500 deyin... Hesabı yok bunun. Saatlerce arkadaşlarla müzakere ettik, tüm bürokrasi katıldı tartışmalara. Sonunda bu, bin 300 liralık taahhüdün hem işçimizi, hem çalışanımızı ve emekçimizi hem de ülkenin bütçeden gelirini ve de özel sektörün rekabet gücünü olumsuz yönde etkilemeyecek bir vaat olarak gördük. Herkes de biliyor ki; AK Parti bu vaadini yapabilecek şekilde 2 Kasım'da yine bu ülkenin başında olacak" ifadesini kullandı.

Diğer partilerin iktidar olma gibi bir düşüncesinin olmadığını belirterek Davutoğlu, "Halkın zaten bu konuda güveni yok. Kılıçdaroğlu'na sorsanız, 'Sayın Kılıçdaroğlu'na tek başına iktidar olur musunuz, olabilir misiniz' deseniz. Ne diyecek? Bütün hayati yüzde 35 olan bir siyasi parti tek başına iktidar olabilir mi? Bizim en minimum gibi gördüğümüz o yüzde 41 ve tek başına iktidar yapmadı bizi. Yüzde 35 ile tek başına iktidar olabilir misiniz? Hayır. Peki yüzde 35 ilan ettiniz en ileri hedefi. Kendi vaatlerinizi hayata geçirebilir misiniz? Ama AK Parti için durum bu değil. İnşallah biz 2 Kasım'da tek başına iktidar olacak güce ulaşacağız. Söylediğimiz söz havada bir söz değil" diye konuştu.

- "Bir yolu ya Türkiye ile yürürsünüz ya da Türkiye'nin karşısında yürürsünüz"

Başbakan Davutoğlu, KCK'nın "sözde ateşkes çağrısı" yaptığının hatırlatılarak "Bu çağrıya ne diyeceksiniz? Bu çağrıyı önemsiyor musunuz" diye sorulması üzerine, şunları söyledi:

"Eylemsizlik ve çatışmasızlık dendiğinde bunu ilan edenlerin zihnindeki olgu şu, şöyle bir şey hayal ediyorlar; polislerimiz, askerlerimiz, karakollarda olacak, törenler dışında bulundukları yerden çıkmayacaklar ya da sokakta sadece dolaşacaklar ama yanından bir tane terörist geçtiğinde sessiz kalacaklar. Kırsal kesimde jandarmamız giderken orada bir terörist bir yerden bir yere giderken sessiz kalacaklar gibi bir algıları var. Biz, hiçbir zaman böyle düşünmedik, şimdi ise hiç düşünmüyoruz. Eylemsizlikten kastettikleri, Cizre'de, Nusaybin'de Silopi'de, Yüksekova'da, Varto'da hendek kazacaklar, barikatlar koyacaklar ama asker bir şey yapmayacak. Bunun olmayacağını öğrenmiş olmaları lazım. Biz, böyle bir karara gelirken kısa dönemli, konjonktürel, 'Hadi bir de bunu deneyelim' diye gelmedik. Bütün yolların tükendiğini ve karşı tarafın gittikçe, haince planlarla dışarıda Türkiye'yi tehdit eden bazı odaklarla açık işbirliğine girdiğini, açık söylüyorum... Bir yolu ya Türkiye ile yürürsünüz ya da Türkiye'nin karşısında yürürsünüz."

Çözüm Süreci'nin çok iyi niyetle başlatıldığını belirten Davutoğlu, çözüm sürecinde ciddi mesafeler alındığını bildirdi. Vatandaşların çözüm sürecine verdikleri desteğin yüksek olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Böyle bir yolda yürürken, bir taraftan da Türkiye'nin hasımlarına, düşmanlarına, Türkiye'yi zayıflatmak isteyen kesimlerle işbirliği içinde bir isyan, ayaklanma, silahlanma çağrısında bulunuyorsanız sonuçlarına katlanırsınız. Onun için şu anda dediğimiz açık ve net. Silahlar bırakılacak, silahlar terk edilecek. 'Türkiye'de silahlı mücadele yoktur, olmamalı' diye lafı da değil, buna Demirtaş da dahil hepsi diyecek ki 'Evet, Türkiye'de silahlı mücadele olmayacak. Çünkü artık herkesin Türkiye'de her fikri savunduğu bir ortam var' diyecek. O zaman bunun bir anlamı var. Yoksa böyle çağrıların bir itibarı yok" ifadesini kullandı.

Davutoğlu, terör örgütünün köşeye sıkıştıkları yerden çıkmak için konjonktürel, geçici bir şey yapmak istediğine işaret etti. Davutoğlu, her seçim sonrasında o seçime gölge düşürecek şekilde terör saldırıları olduğunu aktardı.

Davutoğlu, "Bunun böyle bir kısır döngüye gideceğini düşünmesinler. Çok kararlıyız ve bu görevde oldukça da biz, bu kararlılığımız sürecek. Bize bazen Doğu'dan, Güneydoğu'dan 'Aman seçim sonrasında ne olur? Devam edin, bundan vazgeçilmesin' diyorlar. Hiç merak etmesin vatandaşlarımız. Kamu düzeni Türkiye'nin her yerinde gerçek ve mutlak anlamda ihdas edilene kadar bu kararlı mücadele devam edecek" diye konuştu.

- "Gerçekten çok mutlu etti bizi Milli Takım"

Davutoğlu, Konya'da son iki milli maçın kazanıldığı hatırlatılarak "Konya şans mı getirdi" diye sorulması üzerine, "Konya, mübarek bir beldedir. Gelene ikramda bulunur. Bizimkilere galibiyet ikramında Hollandalılara, İzlandalılara da gol ikramında bulundular. Gerçekten çok mutlu etti bizi Milli Takım" yanıtını verdi.

Dağlıca saldırısının gerçekleştiği gün A Milli Futbol Takımı'nın Hollanda ile oynadığını aktaran Davutoğlu, Dağlıca'da olan olaylar sebebiyle stattan erken ayrıldığını anlattı.

Davutoğlu, şunları kaydetti:

"O acıyla o mutluluğu yaşayamadık. Bu sefer de Ankara'daki bombalama sebebiyle Konya'daki mutluluğu yaşayamadık. Yoksa Konya'da da bu sefer olacaktım. Hatta Fatih Hoca'yla Çek maçından sonra tekrar konuştuğumuzda 'Konya'da görüşürüz' demiştik ama nasip olmadı. Bizim bu anlamda Milli Takım'a teşekkür borcumuz var. Çok güzel mücadele ettiler ve öylesine de kombinasyonlar, birçok şey bir araya geldi ve doğrudan girme hakkımız oldu. Bu da Konya'nın bereketi diyelim. Konya, bereketli topraklardır."

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.