1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Hakan KARATAŞ

  3. Öğretmenler sonuç mudur yoksa sebep mi?
Doç. Dr. Hakan KARATAŞ

Doç. Dr. Hakan KARATAŞ

Doç.Dr.Yıldız Teknik Üniversite
Yazarın Tüm Yazıları >

Öğretmenler sonuç mudur yoksa sebep mi?

A+A-

Son günlerde ulusal ve uluslararası düzeyde ülkemizdeki eğitim sistemi ya da öğretmenlerimizin performansını değerlendiren istatistikler bir bir açıklanıyor. Sonuçlar aynı, tepkiler aynı, açıklamalar aynı, suçlamalar aynı, mazeretler aynı ve daha da kötüsü sebepler hep sonuçların gölgesinde kalıyor. Sürecin tüm paydaşları sonuçları kendi görünen ve görünmeyen gerçeklerine göre yorumluyor. Kamu ya da özel kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları konuyla ilgili değerlendirme raporları açıklıyor; konferanslar seminerler, sempozyumlar, çalıştaylar düzenleniyor; akademi dünyası yeni politikalar, modeller, sistemler öneriyor. Bu çabaların sonucunda herkes en kolay olanı seçiyor ve söylemler eyleme dönüşmeden konu gündemden düşüp soğumaya başladığında benden buraya kadar deyip kendi köşesine çekiliyor. Maalesef en çok eleştiriyi almasına rağmen kenara çekilemeyen sadece öğretmen kalıyor, yönetemedikleri bir sürecin potansiyel suçlusu olarak sistemin ve kendi gerçekleriyle yüzleşmeye devam ediyorlar. 

       Bunun dışında, yaşadığımız teknolojik devrim sonucunda teknoloji şirketleri eğitim alanındaki ürün ve çözüm önerileriyle öğretmeni çok iyi bir teknoloji kullanıcısı olmaya zorluyor ve bu uyumu sağlamakta zorlanan öğretmenler sorgulanmaya başlıyor. Eğitimde teknolojinin asli işlevi güçlü bir destekleyici araç iken tartışılmaz bir amaca doğru dönüşüm gösteriyor. Bu kadar gelişmenin ardından toplumun ve ailenin öğretmenlik mesleğine ilişkin algısı da değişiyor, bunun yansımaları da öğretmenlerimiz üzerindeki baskıyı her geçen gün daha da artıyor. Başarısızlık durumlarında öğrencilerin de, ailelerin de sığındıkları mazeret limanı öğretmenlerin performansı oluyor. Maalesef davul öğretmenlerimizin boynunda, peki tokmak nerede?

       Öğretmenlerimizi sorgulamadan önce öğretmenlik anlayışındaki değişimi gözden geçirmekte fayda var. 
Bundan 30-40 yıl önce öğrenciler sahip oldukları bilgilerin yaklaşık %80’ini okuldaki ve sınıftaki öğrenmeler sonucunda elde ediyorken ve en önemli bilgi kaynakları öğretmenler iken, günümüzde öğrenciler sahip oldukları bilgilerin yaklaşık yüzde 20-30’luk bölümünü okullarda elde etmekte ve en önemli bilgi kaynaklarını ise sosyal öğrenme ağları oluşturmaktadır. Özetle, öğrencilerin öğrenme süreci öğretmenlerin kontrol alanlarının dışına çıkmaya başladı. Bu değişiklik, öğrencilerinin gelişimini yönetmek ve yönlendirmek isteyen öğretmenlere özellikle pedagojik yönden niteliklerini yeniden belirleme ve teknolojik yönden kapsama alanlarını genişletme zorunluluğu getiriyor. Eskiden kaynak kişi olması yeterli olan öğretmenlerden günümüzde alan uzmanı, rehber, kolaylaştırıcı, planlayıcı, rol model, proje yöneticisi, teknoloji uzmanı, yüksek genel kültür, pedagojik bilgi gibi özelliklerin yanı sıra iletişim, sabır, empati, hoşgörü, fedakarlık gibi kişisel niteliklere de sahip olması bekleniyor. Yukarıdaki özelliklere bakıldığında bu özelliklere sahip bir bireye sadece eğitim değil bütün sektörlerin ihtiyacı olduğunu da görüyoruz. Kısacası, günümüzde öğretmenleri çok üstün nitelikli bireyler olarak tanımlıyoruz. Ayrıca, öğrencilerimizi ise araştıran, sorgulayan, eleştiren, üst düzey düşünme becerilerine sahip, bilgiyi yaşama transfer edebilen, problem çözme becerileri yüksek, yaşam becerileri gelişmiş bireyler olarak yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Öğretmen ve öğrenci yeterlilik tanımlarımız çok iyi, yani buraya kadar her şey çok güzel, ama sorun buradan sonra başlıyor. Başarı ölçütünün sadece sınav olduğu bir sistemde, başka bir deyişle devlet, toplum ve ailelerin sadece sınav başarısını takdir ettiği ve ödüllendirdiği bir sistemde yukarıda bahsettiğimiz öğretmen ve öğrenci niteliklerine ulaşmak hiç de kolay olmuyor. 

       Öğretmenler için tanımlanan bu değişim sürecini eğitimin karar verici, geliştirici, uygulayıcı ve değerlendirici rollerindeki diğer paydaşları için de tanımlayamadığımız sürece bu tür sonuçlara alışmak zorundayız. Örnek olarak, öğretmenlerimizin bu değişim sürecine uyum sağlamasını istiyoruz, ama öğrencinin başarısını değerlendirme, seçme ve yerleştirme sürecine yıllardır etkisi yüksek hiçbir yenilik getirmiyoruz. Bakanlığımız, üniversiteler, eğitim fakülteleri, akademisyenler, STK’lar, tüm eğitim kuruluşları olarak değişimin neresindeyiz? Neden önce kendimiz için değişim sürecini tanımlamayız? Değişmenin değiştirmekten daha zor olduğu için mi? 

        Öncelikle, ülke olarak her ne yapacaksak çıktıları en az 10 yıldan önce elde edemeyeceğimizi bilmemiz ve sabırla çalışmamız gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Temel olarak, eğitimin tüm paydaşlarının aşağıdaki birbirine entegre edilmesi gereken süreçlerle ilgili düşünmesi ve çözüm üretmesi önceliğimiz olmalıdır.

1. Öğretmenler ve öğrencilerin gelişim süreçleri,
2. Öğretmen ve öğrencilerin performans değerlendirme ölçütleri ve süreçleri
    
        Gelişim süreçleri ve değerlendirme süreçleriyle uyumlu olmadıkça, bu uyum tanımlanmadıkça ve tüm paydaşlar bu uyuma hizmet etmedikçe farklı sonuç elde etmek zor görünüyor.  Aksi takdirde, herkesin hatası ve eksiği olduğu bir ortamda kimsenin bir diğerinin performansını sağlıklı bir şekilde değerlendirmeye gönüllü olmasını bekleyemeyiz. Öğretmenlerimizin performansı sonuçtur, bizi başarıya götürecek unsurlar ise sebeplerde gizlidir. Öğretmenler eğitim programlarının öğrenciyle temas noktası olduğu için en fazla göz önünde olan insanlardır. Şunu çok iyi biliyoruz ki; öğretmenlerin performansı bazen çok iyi bir programı hedefine ulaştıramayabilir ya da bazen sıradan bir programı devleştirebilir. Bu nedenle, onları dinlemekten ve onlara yatırım yapmaktan asla vazgeçmeyelim, kötü örnekleri genellemeyelim ve onların beklentilerimizi karşılamasını istiyorsak onların beklentilerine odaklanarak işe başlayalım. Sonrasında ise gerçekten öğretmen performanslarını değerlendirelim. Bu süreçte öğretmenlerimize düşen görev ise motivasyonlarını kaybetmeden en büyük ilham kaynakları olan öğrencilerine odaklanmak, onları daha iyi tanımaya çalışmak, farklılıkları tespit etmek, gelişimlerini desteklemek olmalıdır.

     Öğretmenlerimize güvenelim ve inanalım. Emanet ettiklerimizden emin olalım!

 

     Hakan Karataş

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.