1. YAZARLAR

  2. Ahmet BEYZADE

  3. Müslüman ve siyaset
Ahmet BEYZADE

Ahmet BEYZADE

Yazarın Tüm Yazıları >

Müslüman ve siyaset

A+A-

Milli Görüşün lideri merhum Necmettin Erbakan’ın bu anlamda bir sözü partilileri tarafından sıklıkla dile getirildi. “Siyasetle uğraşmayan Müslümanı siyasetle uğraşan başkaları yönetir”. Çok doğru da bir söz ancak karşıt görüşten de “dini siyasete alet etmeyin” uyarıları da geliyor bunlara karşı. Anlaşılan o ki, siyasi karmaşa içinde kelimeler ve kavramlar da bir birine girmiş, karma karışık olmuş. Ama çözümsüz bir sorun da değil.

Karmaşıklığı çözmek için öncelikle kelimelerin ne anlama geldiği kavranmalı. Biz bunu bir soruyla daha da netleştirelim. Siyaset mi öncelikli, yoksa dini inançlarını yaşamak mı? Bütün İslam coğrafyasında yaşayan Müslümanlar buna “tabi ki dini inançların yaşanması” cevabını verecekler. Zira Peygamber efendimizin Risalet’inin ilk yıllarında böyle yaşandı, böyle uygulandı. Çünkü Allah’tan gelen emir bu yöndeydi. Mekke’nin ileri gelen müşrik yöneticileri peygamber efendimize “ya Muhammed, makam istiyorsan seni başımıza emir yapalım. Mal istiyorsan, mallarımızdan sana istediğin kadarını verelim. Kadın istiyorsan, en güzel kadınlarımızı boşayıp, sana verelim. Yeter ki şu davandan vaz geç”. İnsanı dünyada en fazla yanıltan, insanın en fazla aldandığı üç materyalle geliyorlardı Nebi (AS) karşısına. Tabi elleri boş döneceklerdi, hem Peygamber için hem Müslümanlar için zorlu bir sürecin başlangıcı olmasına karşın verilen teklifler Rabbimizin razı olacağı şeyler değildi, kabul edilirliği yoktu, söz konusu bile olamazdı.

İlk Hicret ve Necaşi’nin ülkesi Habeşistan’a yolculuk (şimdi ki adıyla Etiyopya). Necaşi ki adil bir hükümdar. Müslümanların ülkesinde istedikleri gibi kalabilecekleri ve inandıkları gibi yaşayabileceklerinin sözünü veriyordu. İslam düşmanları burada da boş durmayacaklar, inandıkları gibi yaşamanın önüne her türlü engeli koyacaklardı. Ve Yesrib, özgürlüğün başkenti kendilerine ev sahipliği yapacak, medeniyetin temellerinin atılmasına öncülük ederek adını tarih boyu Medine diye andıracaktı. Konu çok uzun, detaylara fazla girmeyelim ama şurasını da önemli bir not olarak koymak gerekir. Peygamber efendimizin ahirete irtihalinden sonra ve damadı Hz. Ali’den sonra Medine bir şehir olarak bugüne kadar varlığını sürdürdü ama İslam medeniyeti aynı tazelikte günümüze ulaşamadı maalesef. Zaman zaman, dönem dönem yöneticiler inancın önüne siyaseti öncelikli olarak uyguladılar. Bunları bugün dahi gündeme getirip konuşuyor olmak küllenmiş kavgaların yeniden tutuşturulması anlamına geleceği için cesaret edemez. Oysa siyaset mali, sosyal ve toplumsal sorunlara çözüm üretme sanatıdır. Toplumsal farklılıkları bir arada tutarak yönetmektir siyaset. İnanan insanların ülke yönetiminde söz sahibi olmak istemeleri ille de biz yöneteceğiz ihtirası değildir, olmamalı da inandıkları gibi yaşamanın engellenmesine karşı duruştur. Ne var ki bugün ülkemizle uzaktan yakından alakası olmayan batılılar bile bizim iç siyasetimize karışmak istemelerinin elbet bir nedeni var. Halbuki Avrupa birliğini kurduklarından bu yana orada yaşayan Müslümanlara bir çok kolaylıklar sağladılar, inandıkları gibi yaşamalarına karışmadılar. Onların emri altında yaşarsan bir sıkıntı yok. Ama ülke olarak inandığın gibi yaşayamazsın. Niye? Çünkü halkı Müslüman güçlü bir ülke istemiyorlar karşılarında. Dedik ya bu konu çok uzun, bugünlük bu kadar yeter, yarın devam ederiz inşallah.

Haydi kalın sağlıcakla, selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.