1. YAZARLAR

  2. Hasan KAMİLOĞLU

  3. KAZANMAK MI KOLAYDI, KAYBETMEK Mİ
Hasan KAMİLOĞLU

Hasan KAMİLOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

KAZANMAK MI KOLAYDI, KAYBETMEK Mİ

A+A-

Bir seçimi daha geride bıraktık. Cumhur ittifakı kapsamında Ak Parti oy oranı olarak ülke genelinde gücünü korumuş ancak Ankara’da yeniden sayım reddedilerek Mansur Yavaş’a mazbata verildi. İstanbul’da ise yeniden sayım reddedilse de, itiraz süreci devam ediyor. Oysa geçersiz denilen oylardan bile yarı yarıya fark kapandı ise, bütün oyların baştan sayımının yapılması gerekmekteydi. Çünkü baştan yapılacak yeni sayımdan sonra oy çalındı mı, çalınmadı mı, ne oldu belli olur, lakin Binali Yıldırım'ın kazanmış olarak açıklanabilecek olması, sandıklardaki itirazlardan önce kazandık diyen İmamoğlu taraftarları açısından olumsuz neticelere yol açması da muhtemeldir.

En iyisi bu karmaşayı ortadan kaldırabilmek amacıyla Büyükşehir belediyesi başkanlığı seçimini yenilemek en makul karar olacaktır.

Peki Ak Parti bu duruma neden mecbur kaldı? Yada Chp gerçekten İstanbul’da seçim kazanabilir miydi? Seçimden sonra bu kadar yorulmadan Ak Partinin seçim kazanması çok mu zordu?

Evet Binali bey iyi bir proje üreticisi ve başarılı bir devlet adamı fakat mevcut konjonktürde ne kadar doğru adaydı. Zira bu zamana kadar bulunmadığı, tatmadığı üst düzey devlet makamı nerede ise kalmamış olan Binali beyin yerine kırklı, ellili yaşlarda daha genç bir başkan adayı bulmak Ak Parti gibi bir vizyon partisi için zor olmamalıydı. Zira imaj çağında olduğumuz bu dönemde bir yarış içerisinde iseniz, üstelik de adayınızı rakiplerinizden sonra açıklıyorsanız, tercihlerinizi rakiplerinize göre belirlemelisiniz. Çünkü Ekrem İmamoğlu’nun daha genç olması bile kendisine oy kazandırmıştır.

İkinci husus ise İmamoğlu’nun aday olacağını anladığı andan itibaren sokağa çıkmasıdır. Şimdi size bir soru: Toplum, Erdoğan’ı neden seviyor? Birçok cevabınız olduğunu biliyorum fakat en önemli etken halktan biri olması, yüz yüze, göz göze temas kurabilmeniz ve halkın içinde olması değil mi?

Ak Parti, Binali Yıldırım meclis başkanlığından istifa edecek mi, etmeyecek mi, aday olacak mı, olmayacak mı diye beklerken, İmamoğlu sokak sokak gezdi, halka temas etti ve göz göze geldi. Büyük miting yapmamış olabilir fakat mitinglere genelde sizin taraftarlarınız geldiği için bu sadece hatırda kalıcılıktır yani rakip tarafı etkiniz sınırlıdır. Binali bey ise çok sonra İstanbul’a gelebildi ve her ne kadar sempatik ve sıcak bir insan olsa da meclis başkanlığı ve başbakanlık yapmış birisi olarak etrafındaki korumalar ve araba konvoyundan halk ile çok yakın temas kuramadı bile.

Üçüncü husus fazlasıyla itaatkar yapısı olduğu kanaatindeyim. Çünkü toplum lider vasıflı yöneticiler istiyor. Aslında halkın Erdoğan’a olan muhabbeti de, onun halkla iç içe olmasıyla birlikte, ayrıca liderlik vasfını da çok iyi kullanmasından kaynaklanıyor. Haliyle toplum başa geçireceği kişiden biraz inisiyatif alıcı imaj vermesini de istiyor.

Ayrıca İmamoğlu’nun Trabzonlu olması da oy sürecinde kendisine artı sağlamıştır. Çünkü toplumda Trabzonlulara karşı bir güven ve olumlu bir bakış açısı olduğu yadsınamaz bir gerçek.

Burada aklımıza bütün kriterlerle uyuşan Süleyman Soylu geliyor. Eminim ki Soylu aday olsaydı bugün bunları konuşuyor olmayacaktık. Çünkü saydığım vasıfları fazlası ve ispatlı olarak taşıyor ve bir Trabzonlu olarak eminim ki Soylu açık ara farkla seçimi alırdı. Ancak bulunduğu makamda oldukça başarılı ve kendisine aynı bağlamda ihtiyaç var. Ancak Soylu olmasa bile Ak Parti içerisinden daha enerjik ve halkla iç içe bir başkan adayı çıkartılabilirdi.

İşin bir başka boyutu ise gerek İmamoğlu gerekse Mansur Yavaş sadece Chp tandansıyla seçime girse ve aynı bloğu yapsalar bile Chp tabelası altında bu seçimi önde bitiremezlerdi. Fakat belli ki Mansur Yavaşın milliyetçi altyapıya sahip olması, İmamoğlu’nun da Trabzonlu olması güven oluşturmuş. Ancak nihayetinde seçildiklerinde kendi seçmen ve parti kitlesinin beklentilerine göre hareket edeceklerdir. Ayrıca Hdp gibi ittifakın içerisinde yer alan bir oluşum mevcut. Yapmazlar, uymazlar diyebiliyorsanız, Sezai Temelli'nin seçimden önce söylediklerini hatırlatırım.

Bir diğer konu ise Cumhurbaşkanının ısrarla muhtar seçimi için köylere seçmen götürülmemesini tembihlemesine rağmen konunun önemi kavranamayıp köylere seçmen götürülmesi de sonuçta etken rol oynamıştır. Aksine rakipler Güneydoğu’dan İstanbul ve Ankara’ya seçmen taşıdığı söylenmesine rağmen, Ak Partili seçmenlerden muhtar seçmek için memleketine gidenler oldu. Hulasa köye giderken şehir kaybedildi. Ayrıca artık her işin internet üzerinden yapıldığı günümüzde, özellikle şehir merkezlerinde muhtarlık müessesinin gerekliliği de tartışılmalıdır.

Kafaları karıştıran bir diğer konu ise ilçeleri alıp büyükşehirde nasıl kaybedildiğidir. Zira Kılıçdaroğlu ve Meral hanımın oyların yeniden sayılmasını şiddetle reddetmelerindeki psikolojiyi iyi incelemek lazım. Fakat Ak Parti'nin ilçelerde önde olmasının sebeplerinden biri de ilçelerde Hdp adaylarının bulunması, büyükşehir de ise Hdp oylarının Chp’ye gitmiş olması da haliyle sonuçta etkilidir.

Ak Partide yeni teşkilat yöneticileri ve meclis üyeleri listelerinin oluşumunda, canla başla çalışanlar yerine belli ki daha fazla tabana yayılmaya ve oy oranını artırmaya yönelik iyi niyetli bir hareket olsa da ısrarla her memleketten ya da eğitim grubundan listeler oluşturabilmesi için, teşkilatın kapısından içeri ne kadar girip girmediği bilinmeyen birçok kişinin listelere girmesi, hele sen biraz olduğun yerde dur denilen teşkilatların gece gündüz çalışanlarını da içten içe üzdüğü de ayrı bir vakadır.

Ankara konusuna ise girmek istemiyorum, zira Özhaseki geçmişte Kayseri’yi imar etse de, henüz aday olmadan önceki bazı ifadeleri sebebiyle Ankara’lıyı ikna edemediği kanaatindeyim. Aynı şekilde Nihat Zeybekçi İzmir’liyi. Çünkü İzmirli çamur deryasının içinde de yüzse, suyu da, yolu da olmasa ideolojiye oy verir. Dolayısı ile seçilebilmek uğruna İzmir şarabını Dünya markası yapmak sözü vermesi İzmirliyi ikna edemese de birçok Ak Partiliyi incitmiştir. Binali bey de boğaza yüzen eğlence ve konser alanları yapmaktan bahsettiğinde aynı duyguyu hissetmiştim. Lüzum var mı? Bence yok! Belki oy için ama o kendileri için yüzen eğlence merkezleri yapacağınız kişiler zaten ne yapsanız size oy vermeyecek. Dolayısı ile oy verecekleri incitici ifadelerden de kaçınmak gerek.

Konferans salonlarına seçime yönelik açıklama ve çalışmaları dinlemeye giden yıllardır partiye hizmet eden orta yaş grubuna ve yaşlı kurtlara, parası olduğu için yönetimlere giren gencecik çocukların ders verir sıfatı ile kürsülerden konuşmalar yapması da itici bir durum oluşturmuştur. Ayrıca aynı genç gruplarının oy için seçmene gitmesi ne kadar ikna edici olduğu da muammadır.

Ekonomik mücadele ile birlikte, pazara ve marketlere yansıyan fiyatlar ve bu fiyatlara gösterilen tepkinin aradaki rantçıları cezalandırmak yerine, yerel marketçilere ve pazarcılara karşı hesap soracağız şeklindeki ihanetle suçlayıcı ifadelerin de sonuca olumsuz etkisi olduğu kanaatindeyim.

Seçimi kazanmak ya da kaybetmek bir yana, İmamoğlu’nun “Biz bu mücadeleyi 145 yıldır veriyoruz” ifadesinin arkasına düşülmesi, sorgulanması gereklidir. 145 yıl öncesi ile hangi başlangıcı kastetmiştir? Biz dediği kim ya da kimlerdir, bunlar konuşulmalıdır?

Sonuç olarak da Ysk İstanbul için ne karar verirse versin, Ak Parti kendini gözden geçirme ve değerlendirme dönemine girmesi gerekmektedir. Bundan sonra çok sağlam, gerçekleri söyleyebilen ve çalışan, enerjik olan ve tedbirler önerenlerle yola devam etmelidir. Her şeye, doğrudur, en iyisini siz bilirsiniz diyen değil, usul ve erkanı ile, burada yanlış yapıyoruz, tedbir almalıyız diyenler gereklidir.

Ülkemiz ve milletimiz için hayırlısı olsun, sağlıcakla kalın inşallah.

 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.