1. YAZARLAR

  2. Hasan KAMİLOĞLU

  3. Kadınlar günü ve kadına şiddetin sebepleri üzerine analizler
Hasan KAMİLOĞLU

Hasan KAMİLOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Kadınlar günü ve kadına şiddetin sebepleri üzerine analizler

A+A-

Gündem öyle hızlı değişiyor ki, şuydu buydu derken geçenlerde gözümüzü açmaya kalmadı bir de baktık ki; dünya kadınlar günü kutlu olsun filan mesajları havada uçuştu. Sonra bir başka gündeme geçerken hiç değerlendirmesini yapmadan kutlama kervanına katıldığımız bu günler de neyin nesi! Kimler neden icat ediyorlar böyle bir günleri? Kadınları çok mu seviyorlar gerçekten? Oysa 8 Mart 1857 yılında New York’taki bir tekstil fabrikasında erkeklerden günde tam dört saat fazla çalıştırılan kadınların, bu durumu protesto amacıyla yaptıkları protestoda çıkan yangında ölen yüz yirmi dokuz kadın anısına 1921 yılında kutlanmaya başlanmasıydı. Yani yine o batıdan gelen günah çıkarma ayinlerinden biri? Daha sonra ise kapitalizm çarkında dönen bir dolap! Dikkat ettiniz mi batının icat ettiği her şey, geçmişte döktükleri kan ve gözyaşını, modern anlamda paraya dönüştürmek üzerine kurgulanmış ikiyüzlü bir sistem. Belki nefsimizin hoşuna gidiyor olabilir fakat kadınlar günü de böyle seküler kurnazlık üzerine kurgulanmış bir şey sadece. Oysa birkaç yüz yıl öncesine kadar kadının insan mı yoksa şeytan mı olup olmadığını tartışan, henüz bir yüz yıl öncesine kadar Londra sokaklarında boynuna ip geçirdiği kadınlarını açık artırma ile satan batılı ve batıl sistemden bizim öğrenecek bir kadın hakkı ya da kadın günü olabilir mi? Kadınına “Sultan” kavramını uygun görmüş olan, kız çocuklarını toprağa gömen elleri, bileklerinden kavrayıp atan, kız çocuklarının hor görüldüğü dönemde, onları gururla omuzunda gezdiren Peygamber efendimizin yine veda hutbesinde ki son sözlerinde bile “Kadınların haklarına riayet edin onlar size Allah’ın emanetidir” kavramı ile muhatap olan bu necip milletin bu anlamda batıdan alacağı bir örnek gerçekten var mıdır? Zira sorun yine o zengin öz değerlerimizden beslenmeme hastalığı…

Avrupalı, ortaçağ sürecinde kadının ne olduğunu tartışıp, onu sadece cinsel tatmin aracı olarak görürken, Müslüman toplumda ise kadın, sultan, ana, refik olarak addedilen ve cennetin ayakları altında olduğuna inanılan ve üç kız çocuğu büyüten anne babanın cennetlik olduğu müjdelenen bir varlık konumundadır. Fakat kapitalist dünyaya iyice geçiş yaptığımız yirminci yüzyılda ise kadının bedeninin görselliği renklendirilerek cazibesi daha çok ön plana çıkartılmaya başlanmış ve bu durum haliyle görsel anlamda erkek milleti için kadına karşı bir eğilme sürecine evrilerek, günümüze gelindiğinde ise ortaya şımartılan, şımaran bir kadın anlayışı çıkmış.

Avrupa’da sanayi devriminin gerçekleşmesi ve büyük savaşlar sonucu ortaya çıkan iş gücünü karşılayabilmek için batıda iş hayatına atılmak zorunda kalarak ciddi adaletsizlikler yaşayan kadınlar-ki zaten kadınlar günü kavramı da bu adaletsiz anlayışın ortaya çıkardığı sonuçtur. Bu sürecin ardından da hırs düzeyi yüksek olan kadını önlerine atılan kariyer yalanı-planı ile çok daha farklı platformlarda görmeye başladığımız bir sürece de geçilmiştir.

Kadın bedeninin görsel albenisini keşfeden Hristiyan Avrupa zihniyeti, kilisedeki rahibelere evlenmeyi bile çok görürken; fakat onunla aynı bedeni, aynı fiziği ve aynı ruhu taşıyan diğer kadının bedenini ise bir reklam ve cinsellik malzemesi olarak görmüş, kadın bedenin örtülmesi gereken hassas bir değer olduğunu öne süren Müslümanlara karşı ise, kadın düşmanı vb. yüzsüz hırsızın ev sahibini bastırması taktiğini uygulamıştır. Ve ne yazık ki batılı, bu batıl mücadelesine en çokta kadınları inandırmıştır.

Akabinde gerek ekonomik yetersizlikler, gerek gerçekten kadınların yapması gereken iş sahalarının da kadınlara yetmemesi, ayrıca kadının genel anlamda erkeğe nispetle daha itaatkar, naif, nazik ve geçim ehli bir yapıda olması, eğitim imkanlarının genişliği kadınlara çalışma alanında da farklı kapılar açmış devamında ise gerek bitmek tükenmek bilmeyen kariyer hayalleri ve gerekse siyasi partiler için de ciddi bir oy potansiyeli olan kadınlar sosyal ve siyasi anlamda daha güçlü bir yer edinmeye başlamışlardır.

Boşanmalar ise bu gelişen süreçle birlikte kat be kat artmıştır. Zira maddi güç ve kazanım, genel anlamda restleşmeyi bazen başkaldırıyı, da beraberinde getirir. Kadının kazanması, parasal anlamda ki özgürlüğü haliyle onu erkeğin egemen yapısı ya da erkeğinin eline bakan bir yapıdan çıkartıp güçlü bir konuma getirdiğinden artık bir çok kadının durumu, erkeğe karşı bir başkaldırıya dönüşerek aile içi şiddeti de körüklemektedir.

Bir başka husus ise gerçekten kadına zulmeden, onu rencide eden, Allah'ın ona verdiği kadınlık onurunu ayaklar altına alan kaba saba erkek varlığı da ne yazık ki reel bir durumdur. Bu sebeplere bağlı olarak devlet de kadınlara bir çok hak vermekte; Ancak bu hakları düzenleyen kanunlar ise artık kadın lehine fazlasıyla pozitif duruma dönüşmüş ve artık erkek cinsi için mağduriyetler söz konusu olmakta, yukarıda saydığımız konuları da bu bağlamda alt alta koyarsak sonrasında ne yazık ki istenmeyen sonuçlar, aile faciaları ortaya çıkmaktadır. Özellikle de boşanma ve sonraki kanuni süreç ise her halükarda kadın lehine işleyip erkek eğer mağdur durumda kalıyorsa buda ne yazık ki başka olumsuz sonuçlara da yol açmakta.

Bir başka husus ise birbirinden farklı iş sahalarında bulunmaya başlayınca değişik insanlarla tanışan ve bu süreçte kısmı kendini muhafaza ederken ne yazık ki kendini muhafaza edemeyen kişiler içinse bu süreç aileleri parçalanmaya götürmektedir.

Sosyal medyanın ise bu durumda çok büyük rolü de olup, uzak olan, sırlı olanın insan nefsini çabuk kandırabildiği gerçeğinden yola çıkarak sosyal medya ne yazık ki kadın erkek paralelinde baktığımızda bir çok ailenin yıkılmasında etkin rol oynamaktadır. Bu bağlamda devletimizin de sosyal medya kullanma ve sosyal medya ahlakı dersini de okullarımıza koyması gerektiği kanaatindeyim.

Bu arada sıkıldım boşanmak istiyorum diyenleri ise ayrı bir köşeye not eylemek gerek. Oysa aile müesseseleri bu kadar basit meselelerle yıkılmamalı ve bunun yanında özellikle devletimiz kadını evinden çıkartıp onlara tabiatlarına uygun olmayan iş alanları açmak yerine, Devletimiz kadını evinde tutacak çocukları ile ilgilenecek sosyal ve ekonomik anlamda evinde çocukları ve eşi ile ilgilenen kadını teşvik edecek yapılanmalara gitmelidir. Zira huzurlu bir aile ortamının temini için de bu durum şarttır.

Ayrıca kadınları korumak adına kurulduğu iddia edilen derneklerin ise önce eşitlik ardından pozitif ayrımcılık üzerine yoğunlaşmasına da eyvallah diyoruz fakat akabinde meydana getirilen süreç bir erkek düşmanlığı ve İslam anlayışı ile bağdaşmayan bir sözde feminen yapıya bürünerek erkek düşmanlığı pompalamaları da ne yazık ki bu değirmene olumsuz anlamda su taşımaya başladığı söylenebilir.

Daha söylenecek çok şey var, fakat zaten biraz uzattık; burada bırakalım. Allaha emanet olun

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum