1. YAZARLAR

  2. Ahmet BEYZADE

  3. Kabir alemi
Ahmet BEYZADE

Ahmet BEYZADE

Yazarın Tüm Yazıları >

Kabir alemi

A+A-

Geçen haftaki ‘merhumu nasıl bilirdiniz’ yazımızı okuyan bir bayan okuyucu beni görünce iyi ki yazmışsın ağabey. Benim de merak edip bir türlü soramadığım bir konuydu dedi. Bir de kıssa anlattı konun kabir alemiyle ilgili kısmına örnek olsun diye. Aslında ben de bu konu hakkında yazmayı çok düşündüm ama öteden beri gelen birçok yanlış bilgileri toplumun hafızasından hemen öyle kolay silemiyorsunuz. Hatta tepki ile karşılanma ihtimaliniz bile var. Zira bir türlü bilgi toplumuna geçemedik, alışkanlıklarımızı terk edemedik. Yaşam sürecinde ataerkil öğrendiğimiz bilgiler kesinmiş gibi farklı bilgileri toptan reddederek içeriğini araştırmadan kendi bilgilerimizi koruma altına alıyoruz. Benzer hatalı öyle çok bilgiler var ki hangisini yazacaksınız hangisini düzelteceksiniz gelecek tepkilere göğüz gererek. 
Kıssa şu; Peygamber efendimiz zamanında Yahudi bölgesinde yetişip sonradan Müslüman olan bir şahıs. Daha İslam’la yeni tanışmasına rağmen cihada gider ve şehit olur. Peygamber efendimiz bu şahsın evinin önüne gelince hemen içeri girmez, bir mühlet kapının önünde bekler. Sonradan bunu soranlara da, “içeride çok melek vardı onların kanat çırpmalarından içeri giremedim. Onlar çıkmaya başlayınca girdim” der. Cenaze gömüldükten sonra da kabirden sesler gelir. Herkes etrafındakine şaşkın şaşkın bakar. Yorum da o şahsı kabir sıkmaya başlayınca duyulan kaburga sesleridir. İnsanlar bu tür bilgileri nereden duyar, nerden öğrenir bilinmez ama Kur’an dan öğrenilmediği kesin olup Neb-i (AS) böyle bir şey söylemiş olduğuna ihtiyatla yaklaşılması gereken bir konu. 
Bir defa ölüm, ruhun bedenden ayrılması demektir. Yani ruhun bedeni işlevsiz halde bırakmasıdır. Bizler acıyı, kederi, sevinci neşeyi ruh bedendeyken hissederiz. Gözlem ve deney sahasından uzak bir yerin tasavvurunu yapmak yorumdan öte giden bir şey değildir. Kaldı ki ne Kur’anı Kerim de ne de Peygamber efendimizin Sünnetlerinde buna dair hiçbir bilgi yoktur. Ne var ki, günümüzde gerek tıp fakültelerinde gerekse adli tıp kurumlarında kadavra tepeden tırnağa kesilip biçilir sonrada dikilip gömülür. Ruhun bu esnada nerede olduğunu bilen var mı? Veya o ceset kesilirken beden herhangi bir acıya tepkimi veriyor? Yine rüyalarımızda ruh bedende çıkıp diyar diyar gezer bedenimiz yataktadır. Ancak uyandıktan sonra beynimiz algılamaya başlayınca bazı şeyleri hatırlar, hissederiz. Ruh bedene geri dönmezse zaten beden ext olmuştur hiçbir şey de hissetmez. Öldükten sonra ruhların nerede oldukları, nerde toplandıklarına dair de fazla bilgi yoktur. Sadece şehitlerin ruhlarının Allah katında olduğuna dair Kur’ani bilgi vardır. Diğer bütün ruhların kıyamet günü toplanacağı Kur’ani bir bilgidir. Kemik sesleri de bu bağlamda değerlendirile bilineceği gibi kıyametin kopmasına kadar ki bu süre hakkında da bu sürenin sadece Allah tarafından bilindiği ve vakti gelince görüleceğine dair bilgiler mevcut. Yine kıyametin akabinde Mizan (terazi) kurulacağını “ Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (yapılanlar) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak (herkese) yeteriz.” Enbiya süresi ayet 47 de ve buna benzer bir çok sürede Rabbimiz hesapların kıyamet günü kurulacak mizan da görüleceğini beyan ediyor. Peygamber efendimiz bu ve buna benzer ayetleri açıklarken de hep şunu tavsiye etmiştir. “Korkutmayın müjdeleyin, nefret ettirmeyin sevdirin.” İnsanları olmayan bir şeyle korkutmanın hiç kimseye bir faydası yok. Bütün güzellikleri Kur’ani ölçüler çerçevesinde kullandıktan sonra korkutarak insanları onca güzellikten kaçırmanın da alemi yok. Hayatta, ahirette sevince güzel.
Haydi kalın sağlıcakla, selam ve dua ile….

Önceki ve Sonraki Yazılar