1. YAZARLAR

  2. Ahmet DEMİRKAYA

  3. Eti Senin Kemiği Benim
Ahmet DEMİRKAYA

Ahmet DEMİRKAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Eti Senin Kemiği Benim

A+A-

Bu konu niye bu kadar uzadı bilmiyorum ama öğretmenler günü ile ilgili yazdığımız yazıya whatsapp üzerinden bir hayli eleştiri geldi.

Keşke gazetedeki yazımızın altında yer alan yorum kısmına yazılsa bu yorumlar. Toplumsal meselelerin herkese açık olması daha anlaşılır olur sanırım.

Eski demokrat partili, bir ara kısa süre has partide birlikte görev yaptığımız soyadı gibi Şeker olan Kemal bey dostum bugün ki başlığa ilham kaynağı oldu.

Bizim dönemimizde başta sanayiye çırak olarak verilen çocuklar için eti senin kemiği benim diye teslim edilirdi ustaların eline.

Kemal bey dostum da günümüz öğrencilerin lakayıtlığını dile getirerip bu metodun uygulanmadığına bağlayarak yazımızı eleştirmiş ve katılmadığını ifade etmiş.

Uygulama sonuçlarına bakıldığında haksız da sayılamaz. Ancak ne var ki sirk hayvanlarının terbiye metodunu da ben insana yakıştıramıyorum. Bunula birlikte içinde insan sevgisi olan tüm metotlara yine de eyvallah diyorum. 

Öğretmenler günü münasebetiyle 3-4 gündür sosyal medya da bir paylaşım dolaşıyor.

Bir öğrenci arkadaşının saatini çalıyor. Durumu öğretmene bildiriyor saati çalınan öğrenci. Öğretmen kim aldıysa çıkarsın diyor ama kimse de çıt yok. Bunun üzerine herkesi tahtaya kaldırıp gözlerinizi kapatın diyor. Ve herkesin cebini tek tek arayıp saati buluyor. Saati sahibine verdikten sonra hiçbir şey olmamış gibi derse devam ediyor. Saati çalan öğrenci öğretmene gidip benim aldığımı bildiğiniz halde hiçbir şey yapmadınız diyor. Öğretmen ben de bilmiyordum kimin aldığını, çünkü benim de gözlerim kapalıydı. 

Böyle duyarlılıkta geçmişte kaç öğretmen vardı günümüzde kaç tane var?

İlk okul ikinci sınıfta öğretmenimiz beni Ankara’nın oyun havalarının oynanacağı ve 23 nisan şenliklerine hazırlanan gruba seçti. Oynayamıyorum diye de bir ton sopa atıp gruptan çıkardı. Sormadı bile bir problemin var mı diye. Oysa ben işitme engelliydim ve müziği tam duyamıyordum. Üçüncü sınıftan sonra da kendi çabalarımla bağlama çalmayı öğrendim, bütün 23 nisanlar da ben çaldım onlar oynadı. Etimi sıyırıp canımı acıtmıştı ama kemiklerimi okumaktan soğutamadı.

Büyük oğlumda benim gibi işitme engelli ve epilepsi hastasıydı. Eşrefbey de okul yönetimine ve beden öğretmenine durumu izah ettim. Beden öğretmeni ısrarla rapor almamı ve dersine girmemesini istedi. Diğer öğrenciler beden dersi yaparken çocuğumun kenarda beklemesi psikolojisini olumsuz etkiler, derse girsin ama sizde durumunu gözeterek anlayış gösterin dedim. Buna rağmen bir dersinde tek sıra halinde koştururken dur komutunu duymayarak önündeki arkadaşına çarpmış ve gülüşmüşler. Dur komutunu duymadığını, o yüzden arkadaşına çarptığını ve istem dışı güldüklerin söylemesi üzerin, diğer kulağına da vurup patlatırım görürsün duymamayı demiş. Müdür yardımcısının odasına çağırdığımız da ise içeri girer girmez sen misin bunun velisi dedi. Beğenemedin mi diye sorunca da kaba olmakla suçladı. Bak kardeşim burası senin ekmek teknen, sen beden öğretmeni olabilirsin ben de kung-fu siyah kuşağım. Çok istiyorsan akşam iş çıkışında kozlarımızı paylaşalım dedim, neredeyse gırtlak gırtlağa giriyorduk ki müdür yardımcımız araya girip onu gönderdi. O günden sonra hiç yıldızımız barışmadı ve aynı okulda halen görevde bu öğretmen olacak şahıs.

Hakeza en küçük oğlumda bizim gibi işitme engelli. O da İnönü ilköğretim de okudu. Onun da okul idaresi ve sınıf öğretmeniyle görüştüm. Arkadaşlarına engel teşkil etmeden önde oturması ve öğretmeni görerek dinlemesi gerektiğinin yasal bir hak olduğunu söyledim. Buna rağmen matematik öğretmeni çocuğumu arkaya oturtmak istemiş. Arkadaşları önde oturması gerektiği şeklinde uyarınca da önde oturmak için numara yapıyor, yalan söylüyor diye sınıfın önünde rencide etmiş. Yanımda kimya mühendisi bir arkadaşla, yüksek kimya mühendis doktor arkadaş beraber gittik okula. Bu sefer kendimi zor tuttum. Daha doğrusu arkadaşlar zor zapttetdiler. Hangi anne baba beş bin liralık cihazları süs olsun diye kulağına takıp okula gönderir, siz nasıl bir öğretmensiniz diye çıkıştım. Neyse ki okul idaresi bizim sınıftan aldı bu öğretmen müsveddesini de kurtulduk.

Ya Kemal beyciyim saat kadar onurumuz gözetilmedi bizim. Şunu da söylemeden edemeyeceğim. Fetö taktiğin de olduğu gibi başarılı ve zenginin çocuğunu her öğretmen okutur, önemli olan vatandaşın çocuklarına aynı özveriyi göstererek insan yetiştirmek. Bu konuda ilk yazımızın başlığı da “yetiştirilmedik, yetiştiremedik” dememin sebebi de budur. Gençleri suçlamak kolay, bizim onlara ne verdiğimize bakın siz.

Farkındayım yazı biraz uzun oldu, affınıza sığınırım. Bir sonraki yazı da avukat arkadaşımıza da cevap verip bu konuyu kapatacağız.

Haydi kalın sağlıcakla, selam ve dua ile… 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum