1. YAZARLAR

  2. Hasan KAMİLOĞLU

  3. Ehli Sünnet giderse ne din kalır ne millet
Hasan KAMİLOĞLU

Hasan KAMİLOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Ehli Sünnet giderse ne din kalır ne millet

A+A-

Kıymetli arkadaşlar, özellikle son dönemde farkındasınızdır İslamın temel dinamiklerine, daha doğrusu milletimizin inanç değerlerine karşı içeriden gözüken insanlar tarafından eleştiriler, alternatif getirmeler, bir küçümseme ve alaycı tavırlar takınma durumu ve bunun üzerine bina edilen bir Ehli Sünnet tartışması da var. Bu durum bazen siyasetçi bazen de ilahiyatçı gözüken bazı kimseler tarafından halkımızın zihinlerini bulandırmaktadır. Konuya oldukça kısa bir şekilde açıklık kazandırmaya çalışacağım fakat önce Ehli Sünnet ne demek onu irdeleyelim.

Ehli Sünnet, adından da anlaşılacağı üzerine Peygamber efendimizin sünneti üzerine olanlar demektir. Literatür olarak Peygamber efendimizi ve onun Sahabesini örnek kabul eden, bu anlamda Sahabe arasında ayrım yapmayan ve onların hiç birini kötülemeyip, Sahabe arasında meydana gelmiş olan olaylarda da her insan gibi onların da arasında doğal olarak anlaşmazlıklar olabileceğini ifade ederek haliyle onları yargılamanın bize düşmediğini, Şia düşüncesinde olduğu gibi onların bazılarını günahsız kabul edip bazılarını suçlamanın doğru olmayıp, bu düşüncenin sadece müslümanlar arasında tefrikaya ve fitneye sebep olacağını; bunun da olumsuz sonuçlara sebebiyet vereceğini ifade ederek, hatta öyle ki onların arasında meydana gelen olaylar hakkında haklı-haksız diye fikir beyanında bulunmakla bir sonuç elde edemeyeceğimiz gibi, geçmişteki olayların günümüze taşınarak Müslümanlar arasında tartışma ve ayrışma çıkarmanın doğru olmayacağını ifade eder. Hem Kuranı Kerim’i hem de Hadisi şerifleri derleyip bize ulaştıran Sahabe olması münasebetiyle Sahabe hep hayırla yâd edilir. Bu bağlamda Sahabenin bazısına olumsuz ifadeler kullanmanın asrı saadetten günümüze ulaşan Kuran’ı Kerim’i ve Hadisi Şerifleri de zan altında bırakmak amaçlı olduğu açıktır. Bununla birlikte Sahabe, Peygamberin en zorlu günlerinde onun yanında olmuş O’nun için canlarını severek vermeye hazır olmuş ve İslamın asıl sıkıntılarını çekmiş, dünya gözüyle de O’nun tedrisatından geçmek suretiyle Peygamber (s.a.v)’i görerek, İslamı bizzat ondan öğrenmiş olanlardır. Sonradan gelenlerse İslamı Sahabe’den öğrenmiştir. Dolayısı ile Dört Halife başta olmak üzere, Sahabeyi bir bütün olarak kabul etmek Ehli Sünnetin olmazsa olmazıdır. Ayrıca Sahabeden sonra gelen Tabiin, Tebe’i tabiin ve devamında sâlih insanların verdiği haberleri de dürüstlük, yalan konuşmamak, zeki olmak ve haberi verenlerin sayısını temel alan bir sistem kurgusuyla, geçmişi saygıyla karşılayan bir edep anlayışı vardır. Bunun yanında Şefaat ve Kabir azabı gibi haberlere Peygamber (s.a.v) Sahabe (r.a) ve ondan sonra gelenlerin verdikleri haberler yine haberin sağlamlık şartlarını taşımasına göre delil kabul edilir ve bu konuların tartışma konusu yapılması doğru bulunmaz. Zira bunlara inanmanın verilen haberlere göre amel etmek olduğunu ve insana bir şey kaybettirmeyeceğini ifade ederler. Örneğin Şefaati inkar etmek ya da bu konuyu tartışmak yersizdir. Zira şefaat varsa, zaten ayette de ifade edildiği üzerine Allah'ın izniyle vardır, yoksa da zaten yoktur, fakat ayet ve hadislerin ışığında baktığımızda inanır ve ümit ederiz ki şefaat vardır; Ancak ne şefaat var diye ibadetlerimizi yapmamazlık yaparız ne de şefaat yok diyerek var olan bir şeyi yok sayarak bize gösterilecek bir olumlu eylemi yok sayıp kendimizi sıkıntıya koyarız. Yani bu konuyu tartışmak bile yersizdir. Aynı şekilde kabir azabı meselesi, konuyla ilgili birkaç tane hadis var, fakat olmadığına dair haber yoktur; haliyle hadisler ışığında İslam alimleri kabirde azabın ya da mükâfatın olduğunu ifade etmiş ve bu konuyu inkar etmenin kime ne fayda sağlayacağı da muamma olup, Ehli Sünnet anlayışı ile “En iyisini Allah bilir” demek en doğru olanıdır.

Ehli Sünnetin en önemli özelliği birliği beraberliği temin etmeye çalışması, farklı düşüncelere ya da akımlara, fırkalara kapılanları bile Allah, Kuran ve Peygamber inancı olduktan sonra İslam dairesinde bulunduğunu ifade etmek, birleştirmek ve tefrikadan uzak tutmaya çalışmaktır. Oysa benzerlerini günümüzde de gördüğümüz Kuran’dan başka kaynak tanımayız diyerek, Sünneti kaynak kabul edenleri tekfir eden ve hak mezhep olarak bilinen mezheplerden biri üzerine amel ederek İslam alimlerinin bize ulaştırdığı yol üzerinde yürüyen Müslümanlara karşı, Selefilik adı altında mezhepsiz bir anlayışı da dikte eden yapılanmalara baktığımızda, Ehli Sünnet anlayıştan uzaklaşmanın Müslümanlarda bir tekfirci anlayışa, fitneye ve iç karışıklığa sebep olacağını da anlamak zor olmasa gerek. Bakınız geçmişte Feto oluşumu Dinler arası diyalog uydurmasıyla İslam dinini dejenere etmeye çalışmış; akabinde ülkeyi yıkmaya çalıştığında ise ancak foyası ortaya çıkmıştır. Şimdi de daha içten bir fitne ortaya koymak suretiyle bugün de soyadı önüne İslam konulmuş olan ve Feto benzeri argümanlar kullananların elleriyle Ehli sünnet inancı yıkılmak istenmektedir. Bunun için de Kuran’dan başka kaynak tanımayız veya Peygamberin mezhebi mi vardı ya da bindörtyüz senedir uygulaya geldiğimiz ibadet anlayışı, Peygamber sevgisi, sünnete bağlılık ve bir mezhebi taklit etmek konusunda kafa karıştırıcı ifadeler kullanmak suretiyle, milletimizin nezih inançlarını ve ibadet anlayışını dejenere etmeye, kalplerdeki birlikteliği yıkarak milletimizin temiz itikadını bozmaya ve ortaya birbirini tekfir eden, Kuran’a ulaşma bahanesiyle Peygamber anlayışından tamamen uzaklaşmış bir İslam mantığı ortaya konulmak istenmektedir. Oysa bu durum hepimizi birbirimize düşürür. Burada şunu ifade etmekte fayda var ki geçmişte Peygamberi bizzat görerek ibadet ve uygulama hayatına yön veren sahabenin ardından genişleyen İslam coğrafyası ve artan meseleler karşısında İmam Azam (r.h) gibi alimler, konuları başta Kuran olmak üzere, Sünnet ve Sahabe yolunu takip ederek bizim anlayacağımız mantalite üzerine hükümleştirerek kitaplaştırmışlardır. Eğer bu üç temel örnekte çözüme ulaşmamış yeni konular var ise yine sıralamaya uyarak bu konulara da kıyas yoluyla içtihat yaparak çözümler getirilmiştir. Haliyle samimi niyetle yapılan bu çözümlemeler üzerine ibadet ve muamelatı yani insanlar arası ilişkiler, alışveriş vb. konuların hükümlerini dizayn etmişlerdir. Yani Ehli Sünnet anlayış Kuranı Kerim, Sünnet, İcma, yani başta sahabe olmak üzere islam alimlerinin meseleler hakkındaki fikir birliği ve Kıyas denilen yeni karşılaşılan konuların daha önceki meselelerin çözümüne kıyas yaparak hüküm vermek üzerine sıralamaya dayalı bütünsel bir yaklaşım üzerine inşa edilmiştir. Tamamen ilme ve araştırmaya dayalı olan ve daha sonra halka halka yayılan akabinde ise mezhep diye isimlendirilen inanç konularında Maturidi ve Eşari, amel ve ibadet konularında ise Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinden birini uygulamak gereklidir. Mezhepler öncesi döneme isim olarak verilen ve önce geçenler anlamına gelen Selefi anlayışı uygulamak ise mümkün değildir. Zira Sahabe Peygamberi (s.a.v) görerek yaşamıştır, Tabiin ise Peygamberi görenleri, yani Sahabeyi görerek uygulamıştır. Zaten bu süreçten sonra da ihtiyaca binâen İmam azam (r.h) gibi zâtlar bu uygulamaları Ayetler ve Hadisler ışığında hükümlere bağlayıp kitaplara aktarmak suretiyle çalışmalar yapmış, daha sonra bu minval üzerine mezhep kavramı ortaya çıkmıştır. Keşke asrı saadet döneminde yaşarak ve dini bizzat Peygamber efendimizin uygulamaları ile öğrenseydik fakat bu durum Sahabeye nasip olmuştur. Şimdi bütün kitapları, rivayetleri, haberleri atlayarak Selefi olduğunu iddia etmek akla mantığa aykırı olduğu gibi, bir insan hiçbir kaynağa dayanmadan, basamakların bütününü atlayarak neye göre bindörtyüz sene önce yaşayan Selefi-salihin gibi uygulama yaptığını ve mezhepsiz olduğunu iddia edebilir. Dolayısı ile bugün Selefiliği bir mezhep ya da bir tercih gibi topluma sunmanın açıklanabilir bir tarafı yoktur. Bunun gibi yine mezhepleri bir kenara iterek herkesin kendi anladığı gibi yaşaması ve uygulaması ise dört mezhebi çok görenlerin ortaya binlerce belki de milyonlarca mezhep çıkararak dinsel bütünlüğü yerle bir etmesi anlamına gelir.

Günümüzün hastalıklarından biri de ne yazık ki benzer bağlamda Kuran müslümanlığı adını vererek Kuran’dan başka kaynak kabul etmemektir. Adı kulağa hoş gelen fakat fikriyatı ve uygulaması problemli olan bu mantık temelde İslamdaki ilk ayrışımın başladığı ve Kuran’dan başka kaynak kabul etmediğini belirterek Hz. Ali (r.a)dan ayrılan Harici mantığa benzemekte ve dolayısı ile bu durum sonuçta İngiliz mantalitesinin İslam üzerinde oynadığı oyunların devamı niteliğinde tezahür eden ve insanı günümüzde ki Daeş ve Vehhabilik gibi uç yapılanmalara götürür. Zira Kuran müslümanlığı anlayışı da kısmen “Hüküm vermek sadece Allah’a aittir” ayetini öne sürerek, Peygamberi ve içtihadı dışarıda bırakan, hatta Sünnet anlayışını tekfir eden Haricilik ve Selefilik mantalitesinden beslenmektedir.

Sonuç olarak şunu iyi idrak etmeli ki Ehli Sünnet anlayış hem ümmeti hem de milletimizi birleştirici unsurdur. Batı zihniyetinin rahatsız olması ve bu anlayışı yıkmak için türlü yollar denemesinin Müslümanların arasından kullandığı bazı paralı askerleri ile milletimizin ibadet ve inanç konularında kafasını karıştırıp bizi inanç olarak paramparça etmeye çalışmasının sebebi de budur. Geçmişte hem devasa bir devlet olan Selçuklunun hem de asırlar boyu Dünya’ya yön veren Cihan devleti Osmanlı’nın birbirinden farklı yetmiş iki milleti bir arada tutabilmesinin en önemli unsuru Ehli Sünnet anlayıştır. Zira Ehli Sünnet bir mezhepten ziyade İslamın bizzat kendisidir. Onun için Batı en önemli tehlike olarak bütünleyici bir anlayışla Müslümanlar arasındaki birlikteliği sağlayan Ehli Sünneti görmektedir. Haliyle Ehli Sünnet anlayışın zarar görmemesi için çabalamamız gerekmekte ve bu anlayışa dil uzatan ya da dejenere etmeye yönelik uğraş verenlerin kesinlikle iyi niyetli olmadığını ve aslında bu toplumun temel dinamiklerine, dinimize ve milletimizin bütünlüğüne kastettiklerinin bilincinde olmalıyız.

Şüphesiz Ehli Sünnet inancını bozmaya yönelik uğraş verenlerin isimleri üzerinde de konuşuruz ancak en basitinden bunların burada isimlerini zikretmeye kalksak yazımız en az iki sayfa daha da uzar. Müslümanlar olarak fırasetli ve dikkatli olmamız gerektiğini de ifade ederek yazımı bitirmek istiyorum. Allahın selamı üzerinize olsun.

 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum