1. YAZARLAR

  2. Musa KARTAL

  3. Eğitimde paradigma 
Musa KARTAL

Musa KARTAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğitimde paradigma 

A+A-


Eğitim, insanlık tarihi boyunca tüm toplumların üzerinde fikir ürettiği ve pratikte defalarca mükemmeli aramak adına denemeler yaptığı sosyolojik bir eylemdir. İnsanın doğuşu ile ölümü arasında bir transformasyonun ifadesi olan eğitim bir başka açıdan da bakıldığında evrensel ve yerel parametreler arasında yoğunlaştırılmış bir göreceliği de ifade etmektedir.

Her toplumun kendi sosyolojik gerçekliğinde ele alıp uygulamaya çalıştığı ve bu paradigma üzerinden aidiyet kazandırmaya dönük formasyonları, eğitimde zaman zaman istenilen sonuçları elde etmede başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bunun sebeplerinin başında eğitime rasyonel bakışın kazandırılamaması yatmaktadır. Duygusal reflekslerle örüntüle-nerek dizayn edilmeye çalışılan eğitim, metodolijik değildir. Aidiyetler üzerinden tanımlanmaya çalışılan eğitimin yansımaları sürekli eksik ve aksak seyretmiştir. Hatta eğitimin evrensel ölçeklerde yerel anlayışın arkasına itilmesi kısır bir döngü doğurmuştur.

Birey toplum ilişkisindeki temel parametreler ancak dinamik bir sürecin ortaya konmasıyla bir anlam ifade eder. Eğer bu dinamizm kazandırılamazsa arzu edilen transformasyonun(Dönüşüm) sağlanması mümkün değildir ve birey toplum ilişkisi kabile düzeyinin ötesine geçemez ve ritüeller sürekli baskın olur. Bu ise dönüşüm ve gelişimin önündeki en önemli engellerden biridir. Bir insanın gelişimi ile kendini sürekli statik pozisyonda tutmasına yönelik egzersizleri aynı şey değildir. Ayrıca Eğitim insanın yaradılış kodlarıyla da doğru orantılıdır. Bu nedenle zaman zaman tarihin seyri muvacehesinde seküler yaklaşımlarla dini yaklaşımlar arasında da bu anlamda eğitim tanımlamaları ve uygulamalarının farklılıklarını görmek mümkündür. Meseleye bu pencereden baktığımızda eğitimi her iki (Seküler-Dini) yaklaşımdan bağımsız ele almamız mümkün değildir. Burada insanlığın maslahatına projeksiyon olabilecek bir homojenliği sağlamak kaçınılmazdır.

Şimdi bu noktadan hareketle dünya üzerinde eğitimle ilgili birbirinden farklı bazen birbirinden esinlenen müfredat ve formasyonlarda eğitim modelleri karşımıza çıkmaktadır. Sonuçları itibarı ile bu modellerde bazen eğitim ve bazen de öğretim ön plandadır.. Bunun sebepleri her toplumun kendi konjonktür el pozisyonunu ile açıklanabilir ancak.

Ülkemizde uygulanmakta olan eğitim ve öğretim sürecine bakacak olursak ki bu süreç sürekli değişkenlik içinde olmasından dolayı ki daha iyiye ulaşmak adına yapıldığından şüphemiz yok ama eğitim ve öğretimin aktörleri(Eğitimcileri) ve diğer paydaşlar( öğrencileri) yormaktadır. Belki bunu sürecin kendi fay hatlarındaki kırılganlıklarında aramak daha doğru olacaktır. Eğer şöyle bir soru ile zihnimizde bir pencere açacak olursak nasıl bir görüntü elde edeceğimizi de görme imkanına kavuşmuş oluruz diye düşünüyorum. 
Eğitim mi? Öğretim mi? Ya da her ikisi mi? Ya da hangisi öncelikli? 
Eğitimdeki temel yaklaşımların taşıyıcı kolonlarını bu soruya verilebilecek sağlıklı cevapların belirleyeceğini düşünüyorum.
Eğitim; İnsanın doğuş –gelişme ve yaşamının sonuna kadar ki evrelerine dönük  -gerek maddi ve gerekse manevi alanda ki gereksinimlerine göre şekillendirilmesi iken öğretim; bu süreçteki şekillenmelere destek amacıyla bireylere yüklenen bilgidir. Eğitim bir davranış rasyonel bir kalıp iken öğretim bu davranışların şekillenmesine ve anlamlı hale gelmesine katkı sunan bir formasyondur. Öncelik sırasına  gelince bunu belirleyecek olansa o toplumun sosyolojik tomografisidir. Eğitimde öğretimde bu anlamda önemlidir ve bunun kronolojisini her toplum kendi yapılanmasında ele almalıdır. Eğitim ile öğretimi senkronize(eşgüdüm) götüremez ve planlayamazsanız hangisinin öncelikli olduğunun bir ehemmiyeti yoktur.  Eğer siz bir bireye gelişim evrelerinde ahlaki bir değer kazandıramazsanız ona akademik anlamda bilgi yüklemenizin toplumsal bir karşılığı yoktur. Yüklediğiniz bilgiyi o birey amaç dışı kullanabilir ve toplumun diğer üyeleri ve yaşam alanları üzerinde bir travma yaratabilir. Örneklendirme yapacak olursak erdem, ahlak vb temel değerlere ait kazanımlardan yoksun sadece kadavra üzerinde iyi bir neşter kullanabilen bir doktoru aynı zamanda aynı beceri ve marifetle istenmedik ve genel ahlak açısından fena kabul edilebilecek bir eylemi pekala yapabilir durumuna getirmiş olabiliriz. O bakımdan eğitim ve öğretimin aynı amaca ve aynı sonuca matuf senkronize götürülmesi önemlidir.
Diğer bir husus eğitim ve öğretimin bireyin kendi yetenekleri çerçevesinde verilmesi esas olmalıdır. Mutlu bir birey ve sorunsuz bir toplum ancak böyle bir zeminde oluşabilir. Tek tip bir modelle tek tip mesleklere mecbur edilen öğrenciler aslında kendi yeteneklerini yeşertebilecekleri alanlarda yetişememektedirler. Sonuca bakarak teşhis koymak kesinlikle pedagojik değil magazinseldir. Başarı her kurumun kendi girdi ve çıktısıyla doğru orantılı olmalıdır. Orantısız bir rekabete sokulan çocukların yaşamı bir hipodrom gibi algılamalarının doğuracağı travmalar topluma çok pahalıya mal olacaktır. Endülüs mekteplerinin en önemli parametrelerinden biri herkesin kendi istidatlarında eğitim almasını sağlamak ve yaşama mutlu, üretken bireyler kazandırmaktı. Endülüs Mekteplerin girişinde asılı bulunan 'Burada hiçbir kuş yüzmeye, hiçbir balık uçmaya zorlanmaz' mesaj cümlesinin eğitimde insan fıtratına ve temel yeteneklere gösterilen önemi ve saygıyı görüyoruz. Bugün yapılan ise öğrencilere kendilerini tanıma fırsatı bile vermeden hedonist bir manipülasyonla sağına ve soluna bakmadan terminatörce rekabete zorlamaktan başka bir şey değildir. Tüm kurgu maalesef bu anlayış üzerinedir. Temel sorun aslında öğrencileri boş sınıflara istifleyerek hal mantığı ile denklem kurulması. Oysa bunun insan fıtratı üzerinde olumlu bir karşılığı yoktur. Bu algı değişmedikçe eğitimin hayata insan yetiştirme misyonu olmayacak tam tersine pragmatist bir karakterle hep önde olanlar arkada kalanların yaşama hakkı olmayacağını düşüneceklerdir.

Eğitimde güçlü referanslara sahip bir toplum olarak kendi referanslarımızı güncelleyerek günümüz dünyasının modern eğitim metotları ile harmanlayıp kendi tarzımızı ve sonuçlarını öne çıkartmak varken sürekli bir değişim içerisinde enerji tüketmek bizleri yorar.

Dünden gelen birikim ve bugün sahip olunan dinamizmle güçlü bir gelecek tasavvurunda buluşmak üzere.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum