1. HABERLER

  2. POLİTİKA

  3. "Dünyada Covid’li hasta sayısı bakımından 5. Sırada, Avrupa’da da 2. Sıradayız!
"Dünyada Covid’li hasta sayısı bakımından 5. Sırada, Avrupa’da da 2. Sıradayız!

"Dünyada Covid’li hasta sayısı bakımından 5. Sırada, Avrupa’da da 2. Sıradayız!

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu TBMM’de Düzenlediği Basın Toplantısında Gündemi Değerlendirdi.

A+A-

Değerli arkadaşlar ilk olarak dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yaptığı açıklamaları değinmek isterim. Aylardır süren bir tartışma vardı, biz aylardır hasta sayılarının az açıklandığını söylüyorduk. Hem Sağlık Bakanlığı’na hem Adalet Bakanlığı’na yönelik çok önemli eleştirilerimiz vardı. Sağlık Bakanlığı’nın sayıları az açıkladığını, Adalet Bakanlığı’nın cezaevleri hakkında bilgi vermediğini ve bilgileri örtbas etmeye sümenaltı etmeye çalıştığını söylüyorduk ve haklı çıktık. Dün Bakan Koca bir açıklama yaparak “Semptomsuz vakaların da hasta olarak kabul edilmesiyle” 29 bin 132 Covid’linin olduğunu açıkladı. Bu gerçekten şoke edici bir açıklama çünkü düşünün mart ayından beri kamuoyuna gerçekler söylenmiyordu, mart ayından beri kamuoyuna yalanlar söyleniyor ve kamuoyunun üzerinde birtakım taktikler deneniyor. Birtakım metotlar uygulanıyor. Rakamlar az gösteriliyor. Devletin vatandaşının koruma ve kollama görevi unutulmaya çalışılıyor ve vatandaşların sağlıkları hiçe sayılıyor. Nasıl oluyor? Salgının mart ayında Türkiye’de başladığı ve arttığı, hepimizin malumu ancak alınması gereken sağlık önlemlerinin Haziran sonrası gevşetildiği, turizm bahanesiyle iyice gevşetildiği ve salıverildiğini hepimizin malumu ve alınması gereken tedbirlerin de aylardır vaka sayıları artmasına rağmen alınmadığı apaçık ortada. Neden alınmıyor? Çünkü ekonomiyi batırmış durumdalar, Dolar, Euro fırlamış, Altın fırlamış, ekonomi yönetilemez bir halde, elde avuçta ne varsa alıp satmışlar, mezardakilerin oluşturduğu kurumları satmışlar, şu anda yapılan köprüleri ve diğer kamuya ait olması gereken binaları şirketlere tahsis etmişler ve devlet talan ediliyor. İşte bunun için kasada hiçbir şey kalmamış ve vatandaşın yaşam hakkı ihlal edilmiş durumda. Bakın binlerce insan ölüyor, binlerce hasta var, binlerce Covid’li var ne gerçek rakamlar açıklanmış ne de gereken önlemler alınmış çünkü ekonomiyi berbat etmişler, vatandaşın yaşam hakkını korumaları gerekirken korumamışlar ve ekonomiyi biraz kurtarabilmek için sağlık hakkını gasp etmişler ve alınması gereken önlemleri almayıp, vatandaşı hastalık ile karşı karşıya bırakmışlar. Bakın değerli arkadaşlar rakamlar oldukça vahim, şurada dünya rakamları var. Bakın Türkiye kırmızı ile çizilen yerde, kaçıncı sırada? 5. Sırada. Dünyada 5. Sıradayız Covidli hasta sayısı bakımından. Korkunç bir rakam. Bu ne demek? Aynı zamanda Avrupa’da 2. Sıradayız, Polonya’dan sonra. Gerçekten son derece sıkıntılı, kötü bir haldeyiz hastalık açısından ve Sağlık Bakanı’nın bütün bu bocalamalarından sonra, gerçek dışı beyanlarından sonra istifa etmesi gerekiyor, özür dilemesi gerekiyor, öyle bir şey olmaz değerli arkadaşlar. Bakın yalanla, dolanla mart ayından beri Sağlık Bakanı çok sevimli, bir kahraman gibi gösterilmeye çalışılıyor ama şimdi 25 Kasım’da anlaşıldı ki; Sağlık Bakanı aylardır doğruyu söylemiyormuş! Gerçeğin hilafına beyanlarda bulunuyormuş! Polyannacılık oynamaya çalışıyorlarmış gerçekleri örtbas ederek. Şimdi Sağlık Bakanı bu açıklamalardan sonra aylardır bizim dediğimize geldi. Tabi biz bunları açıkladığımız için yemediğimiz laf, uğradığımız tavır kalmamıştı.

Salgının ilk günlerinde cezaevlerinde ki mahpusların hasta olduğuna, söylediğim için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2 fezleke ile cezalandırılmaya çalışılan bir milletvekiliyim.

Ben daha salgının ilk günlerinde mart ayında cezaevlerinde ki mahpusların hasta olduğuna, hastaneye kaldırıldığına dair açıklamalar yaptığım için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2 fezleke ile cezalandırılmaya çalışılan bir milletvekiliyim. Düşünün mahpusun hasta olduğunu tespit etmişsiniz, Covid olduğunu açıklıyorsunuz, gerçeği söylediğiniz için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma başlatıyor ve size fezleke yollanıyor. Sonrasında ne oluyor? Hasta 21 Mart’ta hastaneye yatmış bizim bu olayı ortaya çıkarmamızdan sonra 9 Nisan’da Adalet Bakanlığı apar topar skandal ortaya çıktı diye hastanede yatan mahpusu, kendisinin hiçbir başvuru olmamasına rağmen apar topar tahliye ediyor ama kurtaramıyor işi 14 Nisan’da Covid tedavisi altındayken hasta tutuklu hayatını kaybediyor! İşte böyle arkadaşlar! Skandalları böyle başlamıştı. Hakkımızda fezleke düzenledikleri kişi daha sonra hayatını kaybetmişti ve daha sonra açıklamadıkları binlerce vaka, bilim dışı bir iddia da bulunuyorlardı. ‘Semptom göstermeyenlere biz hasta demeyelim.’ ‘Semptom göstermeyen vakaya hasta demeyelim.’ Arkadaşlar ben bir doktorum; öyle bir şey olamaz. İlla sizin istediğiniz semptomları gösterecek diye bir şey yok. Bir insanda bir virüs tespit edilmişse o kişi hastadır. Semptomları azdır veya çoktur ama tıbbi olarak o kişi hastadır. Bakın siz siyasetiniz uğruna bilimi, sağlığı ayaklar altına aldınız.

Çin merkezli Sinovac firmasından 50 Milyon doz satın alınmış. Çin gibi bilimsel açıdan soru işareti olan bir ülkeden olan aşının güvenirliliği ne derecededir?

Gelinen noktada sağlık çalışanlarını çaresiz bıraktınız, an itibariyle hayatını kaybeden sağlık çalışanı sayısı 180’i buldu arkadaşlar. Geçen hafta bakın 165 idi. 15 kişi daha eklendi 180 oldu. Sağlık çalışanları böylesine gerçek dışı beyanlar yüzünden korumasız bırakıldı, durumun vahameti anlaşılmadı, gereken tedbirler alınmadı, en başta namlunun ucunda sağlık çalışanları oldu ve sonuçta dün açıklanan vaka 29 bin 132. Peki önceki gün 24 Kasım’da açıklanan vaka sayısı 6 bin düşünün ne kadar tezat açıklamalar. Bir devletin bakanlığı 24 Kasım’da bir kritere göre bir açıklama yapıyor, 25 Kasım’da bir başka kritere göre açıklama yapıyor. Utanç verici bir hal. Bu milletten özür dilemeleri gerekiyor ve istifa etmeleri gerekiyor ve almadıkları için de yargılanmaları gerekiyor değerli arkadaşlar basit bir şey değil. Canlarımız gidiyor, gepegenç insanlarımız ölüyor, çok değerli insanlarımız ölüyor, tüm insanlarımız çok değerli ve hepsini maalesef kaybediyoruz, büyük can ve mal kayıpları yaşıyoruz. Bakın Fahrettin Koca aşı çalışmaları hakkında da bir açıklama yaptı dedi ki; Çin’den gelen aşıyı 50 Milyon doz satın almış, Çin merkezli Sinovac firması tarafından ve bu aşıları Aralık- Ocak- Şubat ayları gibi getirtecekmiş ve aşılar uygulanacakmış. Bilim insanlarına dönüp soruyoruz, aşının Faz-3 çalışmaları yapılmamış durumda arkadaşlar. O aşı hele ki Çin gibi bilimsel açıdan soru işareti olan bir ülkeden olan aşının güvenirliliği ne derecededir? Yine bir açıklama yaptı: “Nisan ayında kendi aşımızı oluşturacağız.” dedi ama Nisan ayında bahsettiği bu aşının Faz-2 çalışmalarına bile başlanmadı daha. Bakın böyle bir durumda biz bu aşılara ne denli güvenebileceğiz? Zaten güvenilirliklerini kaybetmiş durumdalar.

Ciddi sokağa çıkma yasakları ve önlemler olması gerektiğini aylardır, haftalardır söylüyoruz.

Şimdi çok daha ciddi sokağa çıkma yasakları ve önlemler olması gerektiğini aylardır, haftalardır söylüyoruz. İnsanların yaşam hakkı kadar önemli bir hakkı yoktur arkadaşlar. Bakın ekonomik sorunlar ama canınızı kaybettikten sonra malınız olsun, paranız olsun olmasın ne anlamı var. Canınız gidiyor ya! Canınız gidiyor. En önemli hak insan hakları açısından yaşam hakkıdır. Bir devlet yaşam hakkınız korumalıdır ve koruyamamıştır. Şu anda olması gereken, bakın geçen hafta da biz Cumhurbaşkanı açıkladığı tedbirleri yetersiz tedbirler olarak tanımladık ve en az 2.5, 3 aydır bu tedbirlerin çok daha sıkı, radikal bir şekilde alınması gerektiğini söylüyorduk. Şu anda dün Sağlık Bakanı da bunu itiraf etti: “ Ya geçen hafta açıkladığımız tedbirler yetmeyecek, daha radikal önlemler, sokağa çıkma yasakları alacağız herhalde.” diyor. Ya bunu bilim kurulu zaten aylardır söylüyor, bilim insanları aylardır söylüyor. Vaka sayıları kışa girerken artacak, çok dikkatli olalım diye biz aylardır söylüyoruz, bir doktor olarak bunu aylardır söylüyorum. Yazın gereken tedbirler alınsa, ciddi korunsa, bu vaka sayıları ile karşılaşmazdık. Bilhassa Ekim ayının tehlikeli ayı olarak, Temmuz’dan beri Ekim ayının sıkıntılı olduğunu söylüyorum, Ekim ayında vakalar Ağustos, Eylül, Ekim’de hızla artan bir trend ile yükseldi, pikleri yaptı, Kasım ayında dün açıklanan rakamlarla 30 Binlere doğru tırmanan bir sayıyı gördük, dünyada 5. Sıradayız, Avrupa’da 2. Sıradayız oldukça vahim bir durum artık.

Covid-19 meslek hastalığı sayılsın ve Covid-19’dan ölenler ‘Şehit’ statüsünde muamele görsün, en azından mağduriyetleri giderilsin diye tekliflerimizi vermiştik

Değerli arkadaşlar biz gecikse de yapmasalar da yine söylüyoruz Covid-19 meslek hastalığı sayılsın ve Covid-19’dan ölenler ‘Şehit’ statüsünde muamele görsün, en azından mağduriyetleri giderilsin diye tekliflerimizi vermiştik ve tekrar da bunları gündeme getiriyoruz.

Sayın Abdulhamit Gül biz 5 yıldızlı otel istemiyoruz cezaevlerinde, biz insan gibi insanların yaşayabileceği bir yer istiyoruz.

Değerli arkadaşlar insan hakları eylem planı açıklaması yapılacağı söyleniyor. Adalet Bakanı böyle açıklamalar yaptı. Son bütçeye geldiğimde, önceki yıllara göre biraz daha yumuşak açıklamalar yaptı, değişen bir şey yoktu aslında biz kendisi ile 2,5 yıl önce makamında görüştüğümüzde de tüm bu sorunları söylediğimizde bizi önemsemeyen bir tavra girmişti ve cezaevlerinin ‘5 yıldızlı otel’ olmadığını söylemişti ve gerekenlerin yapıldığını söylemişti. Biz Bakan’a buradan diyoruz ki: “Sayın Abdulhamit Gül biz 5 yıldızlı otel istemiyoruz cezaevlerinde, biz insan gibi insanların yaşayabileceği bir yer istiyoruz.” Evet bu insanlar cezalandırılmış, hapse konmuş ama orada bir toplama kampı gibi, orada bir ölüme mahkûm edilsin diye oraya konmuş değil. En basit insani temel isteklerimizi gündeme getirdiğimizde; “Kardeşim orası 5 yıldızlı otel mi?” dersen ne senin devlet ciddiyetin kalır ne senin devlet olarak insan haklarına bakışının tutarlı olduğu ortaya çıkar. Tutarsız olduğun apaçık belli olur.

Siz yargıçlara, savcılara bir talimat göndermişsiniz: “Şu kişi için şöyle bir karar verin.” demişsiniz o kişi de ona uymuş.

Değerli arkadaşlar bütün bunlardan sonra açılan yargı paketlerinin yetersiz olduğu görüldükten sonra birtakım vaatlerde bulunuyorlar, insan hakları eylem planında ne diyorlar: “Tutukluluk süresi aşağı çekilecek.” diyorlar. Evet olması gereken buydu ama önceki yargı paketlerinde niye yapmadınız? Biz size o zaman yapın, boş yere insanlar tutuklulukla ceza çekmesinler diye boşuna mı söyledik? Yapmadınız! Şimdi hata yapmışız, yeni yargı paketinde tutukluluk sürelerini aşağı çekelim diyorsunuz, peki boş yere yatan insanların vebalini hiç düşünmediniz mi? Boş yere yatan kadınların, çocukların halini hiç düşünmediniz mi? Boş yere suçsuz yere ceza alıp, suçluymuş gibi yatan insanların o büyük mağduriyetlerini hiç mi düşünmediniz? Bakın çok önemli bir söz söylenmiş bu yargı paketinde, insan hakları eylem planında deniliyor ki: “Yargıçların kararlarının daha sonra AİHM ve AYM kararlarına uymaması halinde onlar hakkında terfilerinde yeniden değerlendirme yapılacaktır.” Yani siz yargıçlara, savcılara bir talimat göndermişsiniz: “Şu kişi için şöyle bir karar verin.” Demişsiniz o kişi de ona uymuş. Terfi etmek için o kararları vermiş, şimdi Adalet Bakanı “Vay efendim yargıçlar ellerini vicdanlarına koyarak karar versin.” Sen bu emiri vermişsin, bu talimatı yollamıştın. Şimdi kalkmışsın “Bak AİHM ve AYM kararlarına uymazsan terfiini engelleyeceğim.” Diyorsun. Peki bu senaryoyu oluşturan kimdi? Sadece yargıç mıydı? Bu kararları talimatları gönderen sen değil miydin? Hepimizin gözü önünde bir tiyatro oynanıyor, sanki kendilerinin hiçbir suçu yok. Sütten çıkmış ak kaşık gibi böyle hemen kendilerini kurtarıveriyorlar, maşallah diyoruz. Biz bu adımları yine de destekliyoruz, olması gereken adımlardır diyoruz ve bir de 2 yıldır söylenen bir adımın yine gündeme geleceği söyleniyor. ‘Yargıçlar için coğrafi teminat düzenlemesi’ Bunu biz zaten yıllardır söylüyoruz yapmıyorlar. Sonra ‘Yapacağız’ diyorlar, yargı paketlerine konulmuyor. Şimdi ‘Bu sefer yapacağız.’ Diyorlar, düşünün yargıç bir karar almış, ertesi gün Şemdinli’de. Siyasi iktidarın işine gelmeyen bir karar aldığı için Şemdinli’de kendisini buluveriyor yargıç. Böyle olmasın diye coğrafi teminat getirelim yargıçlara. Aldığı bir karar yüzünden sürgüne uğramasın denmek isteniyor, olması gereken şeyler ama çok geciktirilmiş durumda.

120 bin kapasiteli cezaevlerinde şu anda 250 bine doğru yaklaşan mahpus sayıları var

Biz bütün bunların ötesinde Türkiye toplumuna sesleniyorum, çok önemli bir isteği bir milletvekili olarak gündeme getiriyorum. Olması gereken aftır değerli arkadaşlar. İnfaz indirimi de değil, yetersiz infaz indirimleri de değil. Olması gereken hele ki şu Covid ortamında bir genel affın gündeme gelmesidir. Haksız, hukuksuz cezaevlerinde yatan yüzbinlerce insan bir genel af beklemektedir ve bunun olması lazım, 120 bin kapasiteli cezaevlerinde şu anda 250 bine doğru yaklaşan mahpus sayıları var, Covid salgını cezaevlerini sarmış durumda, her gün vakalar, yoğun bakıma giden tutuklular ve ‘Tabutla cenazesi çıkan mahpuslar’ var ve halen insanları cezaevinde tutma aşkıyla yanıp tutuşan bir iktidar var. El insaf diyoruz ve bir an evvel bir genel affın çıkartılması gerektiğini net bir şekilde söylüyorum değerli arkadaşlar. Cezaevlerini çok iyi bilen bir milletvekili olarak, çok iyi takip eden bir milletvekili olarak durumun yönetilemez, sürdürülemez olduğunu, insan diyebilecek düzeyde kıymık kıymık ihsan verilecek düzeyde yapılan adımlarla bir yere gidilemeyeceğini esaslı bir genel af ile cezaevlerinin boşaltılması gerektiğini söylüyorum.

Anayasa Mahkemesi polisin; hakkını arayan KHKlıları alıp, darp edip, gözaltına alıp götürülmesinin ihlal olduğunu söylüyor.

Bakın değerli arkadaşlar yargı dökülüyor. Bakın size bir yargı kararı göstereceğim. Kanun hükmünde kararname ile ihraç edilen ve 4,5 yıldır çaresizliğe mahkûm edilen yüzbinlerce insan var ve aileleri ile beraber milyonları buluyor. Peki bu insanlar haklarını aradığı zaman ne yapıyor polis? Dayak atıyor, şiddet uyguluyor, darp ediyor, gözaltına alıp emniyete götürüyor. Peki bunlar mahkemeye gittiğinde, Anayasa Mahkemesi’ne gittiğinde sonuç ne oluyor? Bugün Anayasa Mahkemesi’nden bununla ilgili bir karar çıktı, çok önemli bir karar, Anayasa Mahkemesi polisin; hakkını arayan KHKlıları alıp, darp edip, gözaltına alıp götürülmesinin ihlal olduğunu söylüyor. Belediye binasının önünde oturma eylemi için idari para cezası uygulanması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının ihlal edildiğine karar verdi Anayasa Mahkemesi. Cebinde 5 kuruş parası yok adamın, işinden atmışsınız, sosyal ölüme mahkûm etmişsiniz, soykırıma uğratmışsınız, adamcağız gelmiş bir devlet dairesinin önünde, belediye binasının önünde ‘İşime geri dönmek istiyorum, çalışmak istiyorum.’ diyor zaten cebinde 5 kuruş para yok, gelmişsiniz devlet olarak bir de ona para cezası kesiyorsunuz. Oradan uzaklaştırıp, gözaltına alıyorsunuz. Ondan sonra bakın yıllar sonra Anayasa Mahkemesi bu yaptığınız hukuk dışı diyor. Yıllar sonra ama. Ne anladım ben bu işten? Hukuk devleti olsaydı o vatandaşa o muamele yapılmazdı. İşimi geri istiyorum diyen vatandaşlara bu yapılır mıydı?

Alev Şahin Kayseri Bünyan Cezaevi’nde ve bana bir mektup göndermiş

Değerli vatandaşlar bakın işimi geri istiyorum diyen çok değerli bir KHK’lı mimar var Alev Şahin. Şu anda Alev Şahin Kayseri Bünyan Cezaevi’nde ve bana bir mektup göndermiş, bakın Alev Şahin’in mektubu burada. Bana uzun bir mektup göndermiş ve Alev Şahin bu mektubu özellikle ne için göndermiş biliyor musunuz? Bir mimar olarak deprem hakkında yaptığı çalışmalar ve İzmir depremi dolayısıyla duyduğu üzüntü nedeniyle göndermiş ve uzun bir mektup, çok içli, çok samimi bir şekilde Alev Şahin bana depremin ardından hislerini anlatmış. Bakın ben bu mektubun hepsini okuyamayacağım ama özetleyeceğim, defalarca okudum ve Alev Şahin ne demek istiyor onu anlatacağım. Alev Şahin yapı denetim firmalarının denetiminin ve onların çalışmasının devlet tarafından yeterli denetlenmediğini söylüyor. Düşünün müteahhit bir bina yapıyor, binanın denetimini yapı denetim firması yapıyor, parası müteahhit veriyor. Olur mu böyle iş arkadaşlar? Hani siz yapı denetim firması denetlediği yerden para alıyor, nasıl sağlıklı bir denetleme oluyor? Size sorarım. Nasıl sağlıklı bir denetleme olabilir? Ama böyle o denetlemeyi yapacak ama o denetlemenin parasını müteahhitten değil devletten alacak, bu bir, bu çok önemli. Ondan sonra bina niye çürük oldu? Tabi çürük olur. Müteahhit çürük yapar, yapı denetim firması bir şekilde bunu görmez parasını alır cebine indirir daha sonra bir depremle bina çöker, ondan sonra bina niye çöker diye sorarsınız?  İşte apaçık ortada. 2. Husus bakın mektubunda ayrıntılı bir şekilde anlatmış. Betonların kalitesi hususu. Bakın diyor ki: “Biz betonları gelip tetkik ederdik, mimar olarak.” Yani inşaatı yapılıyor, bir mimar olarak gidip betonun kalitesini tetkik ederdim, bakardım ki çoğunlukla standartlara uymuyor beton kalitesi ve bundan dolayı ceza keserdik, inşaatı durdurulurduk. Bunun üzerine müteahhitler harekete geçti ve dediler ki: ‘Ani yapılan bir kontrolle alınan beton kalitesinin ölçümleri yetersizdir, 3-4 kez ve önceden belirlenen zamanlarda alınmalıdır.’ Bu ne demek? Müteahhit hazırlıklı olacak, belirli bir zamanda görülecek, iyi beton kullandığı bir anda örnek alınacak ve bu şekilde iş kitabına uydurulacak. Bakın sahada çalışan insanın istekleri bundan dolayı önemli. Ben bir milletvekili olarak bunu bilemem, bu teknik bir konu, bir mimar bunu bilir ve bunları bildiği, bunları niye kötü bir şekilde yapıldığı konusunda eleştirileri olduğu için bu insan işinden atıldı arkadaşlar. Bakın depremi önlemek için yaptığı gayretten dolayı işinden atıldı arkadaşlar ve biz gerçekten bunun çok üzücü bir durum olduğunu düşünüyoruz. Alev Şahin’e buradan tekrar selam söylüyorum, Acun Karadağ’a buradan selam söylüyorum, haklısınız, hak, hukuk ve adalet ile mücadele ettiniz ve maalesef sizin eleştirilerinizin haklılığı, halkımızın canı ile ortaya çıktı. Maalesef ki çok çok haklı çıktınız! Sonunda canlar gitti ve haklı çıktınız!

Ayrım yapılmaksızın tüm öğrencilere ‘Af’ tanınması teklifinde bulunuyoruz, yasa teklifinde bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar biz bu hafta neler yaptık? Bakın çok önemli bir teklifimiz var. Yüksek Öğretim Kurumları’nda Değişiklik Yapılması İle İlgili bir teklifimiz var. Ayrım yapılmaksızın tüm öğrencilere ‘Af’ tanınması teklifinde bulunuyoruz, yasa teklifinde bulunuyorum. Bakın disiplin, başarısızlık, yatay geçiş sıkıntıları, OHAL Dönemi’nde yaşanan sıkıntılar sayamayacağımız kadar sıkıntılardan dolayı okullarına devam edemeyen, okulları ile ilişiği kesilen binlerce insan var. Bu insanlar okumak istiyor arkadaşlar, bir devlet ne yapar? İnsanını kazanmaya çalışır, dışlamaya, ötekileştirmeye çalışmaz. “Gelin, ayrımsız bir şekilde sizi kucaklayım. Şefkat dolu bir devlet olarak, merhamet dolu bir devlet olarak sizleri kucaklayayım.” Der ama şu ana kadar bu söylenmedi. Biz olması gerekeni söylüyoruz ve ayrımsız olarak Yüksek Öğretim Kurumları’nda hazırlık dahil tüm sınıflarda intibak, önlisans, lisans tamamlama, lisans, lisansüstü ve doktora eğitimi gören öğrencilerden bu maddenin yürürlülüğe girdiği tarihten itibaren kendi isteği ile ilişiği kesilenler dahil ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilenler ile programı kazandıkları halde kayıt yaptıramayanlar bu maddenin yürürlülüğe girdiği tarihten itibaren 9 ay içinde Yüksek Öğretim Kurumu’na başvuruda bulunmak şartıyla, bu kanun 44. Maddesi’nde belirtilen esaslara göre 2020-2021 Eğitim-Öğretim yılında öğrenime başlayabilirler şeklinde bir kanun teklifi veriyoruz. Öğrencilere müjdemizdir, umarım ki meclis kanun teklifini olumlu bir şekilde değerlendirir ve öğrencilerimizin yüzü güler. Biz başka partiler vekilleri gibi ayrımcı bir anlayış ile teklif vermiyoruz, ayrımsız, kim olursa olsun, hangi düşüncede olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, hangi siyasi görüşten olursa olsun, tüm öğrenciler için bir af talebinde bulunuyoruz.

Lisans mezunu memurların, istisnasız, bakın istisnasız 3600 ek gösterge alması gerektiği konusunda bir yasa teklifi sunuyoruz meclise.

Yine ayrıca ayrımsız tüm çalışanlar için 3600 Ek Gösterge yasa teklifimizi de açıklıyoruz. Lisans mezunu memurların, istisnasız, bakın istisnasız 3600 ek gösterge alması gerektiği konusunda bir yasa teklifi sunuyoruz meclise. Zaten 3600 meselesi iktidarın vaadiydi ama yetine getirilmedi. Biz bunu tekrar hatırlatıyoruz ve meclisin nazarına sunuyoruz.

Özlem Türeci ve Uğur Şahin isimli bilim insanlarımıza bir bir ‘Şeref Madalyası’ verilmesi yasa teklifini veriyoruz!

Ayrıca değerli arkadaşlar Covid hastalığı ile ilgili çok önemli bir gelişme oldu biliyorsunuz, 2 Türk bilim insanı Özlem Türeci ve Uğur Şahin Almanya’da Covid ile ilgili bir aşı buldular. Biz yurtdışına giden bu insanlarımızın çok başarılı bir işe imza attıklarını görüyoruz ve bu özgüveni gençlerimize, çocuklarımıza aşılamanın bizim için ürettikleri aşı kadar değerlidir diyoruz. Bu insanlarımızın yaptığı çalışmayı daha görünür hale getirmek, gelecek nesillerimize örnek olması hasebiyle kendilerine ‘Şeref Madalyası’ verilmesi teklifinde bulunuyoruz bir yasa teklifi olarak. Özlem Türeci ve Uğur Şahin isimli bilim insanlarımıza bir bir ‘Şeref Madalyası’ verilmesi yasa teklifini veriyoruz neden? Çünkü Türkiye toplumundan çıkmış insanlar olarak gittikleri yurtdışında, Almanya’da yaptıkları üstün çalışmaları ile bu büyük Dünya çapındaki başarıyı sağladıkları için tüm gençlerimize, tüm insanlarımıza örnek olması için ve onların da bu çok değerli çalışmalarının insanlık adına ödüllendirilmesi için bu ‘Şeref Madalyasının onlara taktim edilmesini tüm yetkililere meclise hatırlatıyoruz.

Okul servisçileri zor durumda!

Ayrıca değerli arkadaşlar okul servis taşımacıları çok sıkıntıda bize istekleri olmuş, onları gündeme getirmek istiyorum. Artık onlar evlerine ekmek götüremiyorlar, okul servisi taşımacılığı yapacağım diye bugüne kadar düzenli bir şekilde trafik sigortasını, belgelerini tastamam hazırlayan insanlarımız son derece zor durumda, kredilerini ödeyemiyorlar, arabasını satmak isteyen satamıyor. İstekleri nelerdir onların sesi olalım? Faizsiz, kefilsiz araç teminatı ile en az 50 bin Lira 1 yıl ödemesiz kredi desteği istiyorlar. 2020 MTV ödemelerinden muaf tutulma ve 2021 MTV’sinden mahsuplaştırılmasını istiyorlar, araç muayene sürelerinin 1 yıl ertelenmesini, 2020 vergi ve BAĞ-KUR borçlarının silinmesini istiyorlar. Bunlar çok olmayacak istekler değil, olabilir. Esnafımıza bu şekilde bir iyileştirme, bir hoşgörü ile yaklaşılması gerektiğini söylüyorum.

Mama diye şekerli su içiriyor. Kadınlar ped yerine naylon poşetleri kullanmak zorunda kalıyorlar!

Ayrıca değerli arkadaşlar yoksulluk çok önemli bir problem. Bakın Türkiye’nin aslında görünmeyen, çok önemli problemi yoksulluk. Yapılan araştırmalarda inceledim son hafta yapılan açıklama vardı bir araştırmaya dair. Maddi durumu iyi olmayan aileler çocuklarına mama diye şekerli su içiyor değerli arkadaşlar haberiniz var mı? Mama diye şekerli su içiriyor. Kadınlar ped yerine naylon poşetleri kullanmak zorunda kalıyorlar ! Daha binlerce örneği var ama size en dramatik olanlarından, en çarpıcı olanlarından 2 örnek ile bir hatırlatma yapmış olayım.

Emekli-Sen’i ziyaret ettim ve emeklilerimizin çok zor durumda olduğunu gördük

Değerli arkadaşlar geçtiğimiz hafta Gebze’de, Körfez ilçelerinde temaslarda bulundum ve farklı kesimlerle görüştüm. Emeklilerimiz ile görüştüm, Emekli-Sen’i ziyaret ettim ve emeklilerimizin çok zor durumda olduğunu gördük ve onlara ‘Sizin sesiniz olacağız.’ Dedik. Emeklilerimiz çok düşük bir maaş ile asgari ücretin altında bir maaş ile yaşamaya çalışıyorlar, sürünüyorlar resmen. Yaşamak değil o! Nasıl yaşayacağının hesabını yaparak yaşamaya çalışmak başka bir şey değil. Emeklilerin durumu bir an evvel düzeltilmesi ve artık ömrünün son demlerine doğru ilerleyen bu insanlarımızın daha da mutsuz edilmemesi gerektiğini, devletin malının çar çur edilmemesi talan edilmemesi gerektiğini, eğer ki israf önlenirse bu insanlarımıza mutlak surette yeni çareler bulunabileceğini söylüyorum.

EYT’lilerin haklarının alınabileceğini gördük ve bu yüzden EYT konusunda da hakların iade edilmesi gerektiğini, yasanın geriye doğru çalıştırılmaması gerektiğini söylüyorum.

Emeklilikte Yaşa Takılanlar Derneği’ni ziyaret ettik ve burada da Başkan ve üyelerin yaptığı açıklamalar son derece önemliydi. Büyük bir mağduriyete uğradıklarını söylüyorlardı çünkü şu çok açık arkadaşlar yasa geriye doğru işlemez. Siz memuriyete başladığınız zaman ne zaman emekli olacağınız bellidir, belli bir süre sonra bir yasa çıkmışsa o yasa çıktıktan sonraki zamana aittir, yeni gelişmeler ama devlet ne yaptı? Öncesine de yürüttü ve milyonlarca insana çok büyük bir mağduriyet yaşattı. Bize bu mağduriyetin giderilmesi için neler gerektiğini anlattı EYT Derneği Başkanı arkadaşımız ve hani devlette ki ufak bir israfın bitirilmesi ile EYT’lilerin haklarının alınabileceğini gördük ve bu yüzden EYT konusunda da hakların iade edilmesi gerektiğini, yasanın geriye doğru çalıştırılmaması gerektiğini söylüyorum.

Birleşik Metal-İş Sendikası’nı da ziyaret ederek uğratılan mağduriyetleri dinledik

Ayrıca Birleşik Metal-İş Sendikası’nı da ziyaret ederek uğratılan mağduriyetleri dinledik, ücretsiz izne ayrılan kişilerin çoğunlukla büyük mağduriyetlere uğradıklarını gördük ve bunun da kötü bir niyetle kullanıldığını, ücretsiz izne ayrılan kişilerin sigortalarının yatırılmadığını ve emekliliğine büyük hak kayıplarına uğradıklarını ve iş yerinin ücretsiz izni kötüye kullandığını da gördük.

Kısa çalışma ödeneği konusunda da kısa çalışma ödeneğine devlet tarafından işçiye verilmesinden sonra işçinin tam zamanlı çalıştığını ve geri kalan paranın iş veren tarafından verildiğini, iş verenin gerçek ücret ödenmiyor!

Aynı zamanda kısa çalışma ödeneği konusunda da kısa çalışma ödeneğine devlet tarafından işçiye verilmesinden sonra işçinin tam zamanlı çalıştığını ve geri kalan paranın iş veren tarafından verildiğini, iş verenin gerçek ücreti ödemediğini ve hilekarlık yaptığını ve buna kamu ilkelerinin göz yumduğunu. Aslında tam zamanlı çalışan bir işçinin kısa çalışma ödeneği kadar priminin yattığını ve bundan dolayı mağdur olduğunu, saha da bu konuda önemli sıkıntıların olduğunu gördük.

Vekili olduğum Kocaeli ilimiz çok önemli bir sanayi kenti ve bu sanayi kentimizde işin doğrusu maalesef çok önemli sıkıntılar yaşanıyor

Yine aynı zamanda Körfez ilçemizde de ziyaret ettiğimiz esnafımızın çok büyük sıkıntılar, mağduriyetler yaşadığını gördük. Vekili olduğum Kocaeli ilimiz çok önemli bir sanayi kenti ve bu sanayi kentimizde işin doğrusu maalesef çok önemli sıkıntılar yaşanıyor ve bu sıkıntılar öylesine bir duruma gelmiş durumda ki esnaf gerçekten çok sıkıntılı bir halde ve bu sıkıntısından dolayı hani intihar noktasına bile gelebilecek esnaflarımız var maalesef.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.