1. YAZARLAR

  2. Hasan KAMİLOĞLU

  3. BÜTÜN SUÇ, PEMBE RENKLİ KAZAĞI İLK GİYEN ADAM’DAYDI!
Hasan KAMİLOĞLU

Hasan KAMİLOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

BÜTÜN SUÇ, PEMBE RENKLİ KAZAĞI İLK GİYEN ADAM’DAYDI!

A+A-

 

Uzun yıllar önceydi! Anadolu’nun güzide bir futbol kulübü, altyapı oyuncularına düşük bel pantolonla tesislere girmeyi yasaklamıştı. Bunu öğrencilerime anlattığımda, gençler “Neden; ne mahzuru var ki, fazla abartmamışlar mı, hocam?” demişlerdi. Ben ise onlara, “Siz bakmayın çocuklar, Batı kültürü böyle alıştıra alıştıra geliyor; Bugün düşük bel pantolon, yarın başka bir şey! Örneğin şimdi yeni yeni pembe renkli kazak giymeye başlayan erkeklerin devamı olan nesil, yarın karşımıza kim bilir hangi renklerle çıkacak” cevabını verdiğimde de, “Hocam pembe renkli kazaktan bir şey mi olur?” demişlerdi, bütün iyi niyetleri ile.

Pembe renkli kazak, aslında sadece bir metafor. Yıllar geçti ve iş bugün rengârenk bir duruma dönüştü. Öyle ki bu pespayelikler olmadan önce hepimizin keyifle izlediği Gökkuşağından bile irite olacak bir duruma geldik.

Bahsi geçen Lgbt gibi ahlakdışı sapkınlıkları özellikle Hristiyan ve Yahudi kimliği ile ön plana çıkan batılı dev şirketler özellikle neden destekliyor! Bunun bir kaç sebebi var aslında: İlk sebep İncil’de ve Tevratta geçtiği üzere kıyametin gelmesi için dünyayı kötülüğün kaplaması gerektiği düşüncesi. Bu sayede Mesih gelecek ve Yahudilere göre Yahudiliği, Hristiyanlara göre ise Hristiyanlığı hakim kılacak. Oysa kuş kadar beyinleri olsa, Mesih gelecek olsa bile insanlığa bunca kötülüğü yapmış bu milletleri ancak yok etmek için gelir.

İkinci sebep ise Dünya nüfusunu azaltma projesi. Gelecekte dünyanın kaynaklarının yetersiz kalacağı ve hızla artan insan nüfusuna yetmeyeceği için kaynak sıkıntısı çekilmesin diye, sapkın yönelimler ile evlilikleri azaltarak, üremeyi durdurmak istemekteler.

Bir sebep daha var ki bunu sıklıkla anlatırım. Bu da kolay idare edilebilir ve itaat eden bir toplum yapısı oluşturmak. Aslında Batı bunu eğitim politikaları ile kendi ülkelerinde kendi halklarına karşı kısmen başarıyor. Ancak yumuşatılmış erkek yapısı onlara daha çabuk boyun eğen kadınsı bir insan nesli de sunacağı için erkeği kadınlaştırma derdindeler.

Ayrıca Dünyanın bilinen birçok büyük markasının Lgbt’ye destek vermesinin ardında aynı zamanda bu markaların her şeye kapitalist bir gözle bakmalarıdır. Zira bu şirketler yeni satış imkanlarının sunulacağı üçüncü bir pazar nesli de ortaya çıkartmış olacaklar.

Batının ve batılının, kendileri dışındakilere karşı konumlandıkları perspektif, kendi menfaatleri için insanlığa her türlü kötülüğü yapabilecekleri bir konum olduğunu görmek zor değil. Yirminci yüzyılın başlarında Fransa sokaklarından toplanan hastalıklı fahişelerin “Tanrının sizi affetmesini istiyorsanız!” Diye söze başlayarak, kutsal görev diye Osmanlı erkeklerini yoldan çıkartmayı ve hastalık bulaştırmayı öğütleyecek kadar, ahlaki değerleri olmayan, bayağı bir yapıdır Batı. Verdikleri görevden ortaya çıkan sonuca göre, Türk erkeklerinde Fransa’dan geldiğine nispetle Frengi hastalığı türediği tarihi bir gerçektir. Haliyle Batılı, kendi menfaati için toplumların ahlakını bozabilecek ve hatta bu ahlaksızlığı kutsayabilecek de bir ahlak anlayışına sahip.

Özgürlük diye ortaya koydukları şey ise, aslında yaratıcıya başkaldırı, sınırsız sapkınlık ve şeytanın hizmetçisi olmaktan öte bir şey değil.

Yukarıda saydığım maddelerin yanında bir gerçek daha ortaya çıkıyor. “İnandıkları gibi yaşamayı değil de, yaşadıkları gibi inanmaya çalışmak” inanç sistemlerinde tahrif gibi büyük bir sorunu da ortaya çıkarmış oluyor. İşte tam olarak dindeki yozlaşma, böyle nefislere göre yorumlama ile gerçekleşiyor.

Geçmişte Yahudilik ve Hristiyanlığın yaşadığı bu dejenerasyon, Müslüman toplumlar içerisinde de sünnet inkarcılığı, mezhepsizlik ve Kur’an müslümanlığı gibi süslü paketlere sarılmış hastalıklı akımlarla yıllardır İslam üzerinde uygulanmaya çalışılıyor. Yani konu, çok yönlü olarak aslı bozmaya, tahrife ve devamında kökten yok oluşa hizmet ediyor. Bunun yanında yine batı menşeli bir sürü ideolojik izm’in pompalanmasının amacı da inancı tahrif ve toplumu yok etme projeleridir. Çünkü İnanç ve değerleriniz, sizi siz yapar. Bunları kaybettiğinizde siz olmaktan çıkar, başı kesik sahipsiz sersem tavuk gibi kalırsınız.

Bir de “Onur haftası” ismiyle kutlamalar yapılıyor. Bunun da psiko-travmatik bir sebebi var. Çünkü insan, en çok neye muhtaçsa kendini onunla sıfatlandırır. Aynı duruma terör konusunda da şahit olmuyor muyuz? Hani Kuranı Kerimde “Onlara, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denildiği zaman, biz aslında ıslah edicileriz, barış ehliyiz derler.” Diyerek, süslü kelimelerin arkasına saklanıp, kendilerini temize çıkartmaya çalışırlar diye tarif ediyor yüce Allah, bozguncuları…

Bir milleti devlet yapan değerler, en küçük birim olan aileden başlar. Aile kurumunu koruyamazsak, dinimizi de, devletimizi de koruyamayız. Çünkü toplumların ahlakı çökerse ortada devlet diyeceğiniz bir şey de kalmaz.

Haliyle devletimiz sağlıklı eğitim ve ciddi yaptırımlarla, her türlü inanca ve yaradılış fıtratına aykırı olan Lgbt gibi sapkınlık yapılanmalarını engellemelidir.

Sağlıcakla ve huzurla kalın.


 

 

 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum