1. YAZARLAR

  2. Hasan KAMİLOĞLU

  3. Baba, darbe ne demek?
Hasan KAMİLOĞLU

Hasan KAMİLOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Baba, darbe ne demek?

A+A-

        15 Temmuz Cuma akşamı saat 22:30 civarıydı misafirlikten eve henüz yeni dönmüş ve yatsı namazı abdesti için lavobaya girmiştim. Oturma odasındaki telefonum sürekli çalıyor, fakat her hangi bir şey söylemediğim için eşim ya da çocuklarda telefona bakmıyorlar ancak yakın bir akrabamızın ismini telefon ekranında gördüklerinde telefonu açıyorlar. Karşıdaki kişi müsait olmadığımı öğrenince telaşlı ifadelerle televizyon açık mı diye soruyor. Hayır cevabını alınca, 'Hemen televizyonu açın darbe olmuş' diyor… Bense henüz abdestimi almış lavabodan çıkarken eşim telaşla bağırıyor, 'Hasan koş çok kötü bir şey olmuş' diye bağırıyor. Ben ne oldu diye duraksıyorum. Eşim tedirgin bir şekilde -'Darbe olmuş' diyor. Kızımsa, 'Baba, darbe ne demek' diye soruyordu. Kızıma nasıl bir cevap vereceğimin muhakemesini yapamamadan telaşla televizyonu açarken, "Allah'ım sen ülkemize yardım et, ne olur bir şey olmasın" diye dualar ediyorum. O esnada sanırım Üsküdar sahili olduğunu tahmin ettiğim ve hiç unutamadığım o ilk sahnede, araba ile geçmek isteyen gençlere o meymenetsiz suratından FETÖ akan bir sözde rütbelinin -'Geçemezsiniz', sözüne, gençlerin 'Neden' dediğini ve o sözde subayın bıyık altından gülen bir ego ile 'TSK yönetime el koydu', ifadesini görmek, bir yandan nefretimi körüklerken diğer yandan da şimdi ne olacak, Reis nerde, inşallah bir şey olmamıştır diye dualar ediyorum. Kızım benim bu halimden kendince anlamlar çıkarmış ve tedirgin bir şekilde tekrar –'Baba, darbe ne demek' diye soruyordu. Ben ise durumun vehametini ifade edebilmek için sadece –'Kızım çok kötü bir şey', diye cevaplıyordum. Benden istediği cevabı alamayan kızımı, annesi çok acı bir olasılıkla cevaplamak zorunda kalmış ve en ağır örneklerden birini veriyordu. –'Kızım mesela hepimizi evimizden gelip alıp kurşuna dizebilirler' dedi. Kızım hala bir bana bir annesine bakarak -'Niye baba, Neden böyle yapıyorlar?' diye bütün çocuksu duyguları ve iyi niyeti ile soruyordu. Ben onu sakinleştirmek adına, sadece -'Dua et, inşallah bir şey olmaz' diyerek hararetle Cumhurbaşkanı nerede, diye kanaldan kanala koşturuyorum. Hiç ses yok seda yok; Allahım ne olur yaşasın, ne olur bir şey yapamasınlar diye dua ediyorum. Bu arada nihayet Başbakan Yıldırım telefona bağlanınca sevindik fakat bir türlü reisi görememek ve milletin içindeki o ateşi yakacak sesi duyamamak zihnimde tedirginlikler meydana getiriyordu… Gerçekten ne oluyor diye ciddi bir haber alabilmek için sık sık baktığım fakat arka planda darbecilerin baskınına uğradığını bilmediğimiz için sanki dünya güllük gülistanlıkmış gibi reklam ve seksenler dizisinin yayınına devam eden TRT’de darbe metni okunmaya başlandı. Bir yandan Tijen Karakaş’ın yaşadığı stres ifadelerine yansıyor, bense diğer yandan dönüp dönüp aynı metni okuyan Karakaş’a eğer sana silah doğrultulduysa canlı yayında seni vursalar bile o metni okumamalıydın diye sinirleniyordum. Bu telaş içerisinde yakın bir arkadaşım haydi sokağa çıkıyoruz diye aradı. Yatsı namazını kılıp çıkayım dedim, o gitmişti bile. Ben yatsıyı kılıp ülkeme milletime dualar ederek kalktım ve eşimin gözlerine baktım. Eşimse eline kuranı almış, 'hadi git, hadi sokağa gerekirse bizide çağırın' dedi. Her kız çocuğu gibi babalarına, kahramanları olarak bakan kız çocuklarından biri olan evladımsa -'Git baba onlara dünyanın kaç bucak olduğunu gösterin' diye heyecanlanıyordu. Diğer odada uyumakta olan minik kızıma da öpücük kondurarak evden çıktım. Birçok arkadaşımız sokaklara dökülmeye başlamıştı bile. Kuleli Askeri Lisesi'nin sözde öğrencilerinin karakolu bastığı ve çatışma olduğu söyleniyordu. Çengelköy’e inmekle diğer arkadaşlarımında gittiği ve reisin de mekanı olan Kısıklı ve yine çatışmanın devam ettiği köprüye gitmek arasında tereddüt ettim ve sonra Kısıklı’ya doğru yürümeye başladım. Canım sıkkın, ülkem adına tedirgin bir şekilde sokakları adımlarken, bu arada sokağa çıkması için arayabildiğim kardeş, arkadaş, kim varsa aramaya çalışıyordum. Kısıklı meydanını büyük bir kalabalık doldurmuş tekbirler getiriyor ve Reisin de bir TV kanalına bağlanmak suretiyle hem sağ olduğunu öğrenmiş olmak ve halkı da meydanlara çağırmış olması içimizdeki mücadele ruhunu tamamen ortaya çıkarmış, umut kırıklığı kendini vatan için seve seve koşan bir coşkuya dönüşmüştü. Çoğumuz köprüye yürümek istiyorduk; Kısıklı karakolu önündeki bir kaç polis köprüde çatışma olduğunu oraya gitmenin tehlikeli olduğunu bu görevi oraya ulaşan emniyet güçlerinin yaptığını söylüyordu. Fakat polislerin bu ısrarcı da olmayan ikazları bizleri durdurmaya yetmedi ve köprüye doğru tekbirlerle yürümeye başladık. Biz vardığımızda ise gönlü imanla dolu niceleri gelmiş çatır çatır vatan için mücadele veriyorlardı. Bir ara hainler ateş ederken, üzerimizde kendimizi savunacak her hangi bir şey de olmadığı anlamında yanımdaki amcaya soruyorum –'Ne yapacağız?' Amca yere eğilmiş pozisyonda beni cevaplıyor –'Ne yapacaksın, yat ve kelime-i şehadet getir'… Üstümüzdense deprem etkisinde korkunç sesler çıkartarak geçen uçaklar milletin mukavemetini kırmaya çalışıyordu. Kurşun sesleri arasından bir ara çok büyük bir patlama sesi geldi; Dedik eyvah köprüyü bombaladı zalimler; Birisi, 'yok abi tankla Toma’ya ateş ettiler' dedi. Amca yine 'vay hainler devletin silahıyla devletin malını vuruyorlar' dedi...B u ihanetin görünen tarafıydı oysa! Feto denilen haçlı hizmetkarı, yıllarca toplumun dini duygularını sömürerek çocuklarını elinden almış ve onları Vatikan ajanlarının elinde birer vatan haini olarak yetiştirerek aslında en büyük darbeyi yapmıştı.  Ve bu kardinalin yaptıkları sadece ülkemize ve milletimize karşı yapılan bir darbeden de ibaret olmayıp, bütün İslam toplum ve inançlarına Lawrence’den bile daha fazla zarar veren bir sinsilikle bütün coğrafyalara yayılmıştı. Ertesi gün şehitleri defnederken gözlerim dolu dolu bu küreselci gözüdoymaz zalimlerin ve onların gönüllü uşaklarının ülkemizden ve milletimizden neler istediğini gelecek nesillerimize çok iyi anlatmamız ve onlara mukavemet gösterecek bilgiyi ve imanı gönüllerine ve bünyelerine yerleştirmenin gerekliliğini bir kez daha düşünüyor ve yüce Allah’ın bu millete bir daha  böyle bir zillet göstermemesi için dualar ediyordum. 
        Bu aziz vatana sahip çıkalım; sağlıcakla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum