1. YAZARLAR

  2. Hasan KAMİLOĞLU

  3. Avrupa'daki Türkler ve ülkemizdeki seçimler
Hasan KAMİLOĞLU

Hasan KAMİLOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Avrupa'daki Türkler ve ülkemizdeki seçimler

A+A-

        Ne zamandır, Avrupa’daki Türkler üzerine bir yazı yazmak vardı aklımda, fakat gündem öyle hızlı değişiyor ki, akşam bir konunun üzerine yazacakken aynı konu sabaha tam tersi bir duruma bile evrilebiliyor. Bütün bunların üzerine ülkemizdeki seçimlerin arefesinde tam da yeri gelmişken Avrupa’daki Türkler meselesini beraberce irdeleyelim. İkinci Dünya savaşından sonra büyük bir yıkıma uğramış olan Almanya geçen zaman içerisinde yüksek iş gücünü tolore edebilmek amacıyla, daha önce Birinci Dünya savaşında müttefiklik ayağıyla oyuna getirip savaşa soktuğu ve dağılmasına sebep olduğu Osmanlı bakiyesi olan ülkemizle, beden gücüne dayalı bir iş gücü birliği yaptı. 60'ların Türkiye’sinin şartları ve eğitim seviyesi münasebetiyle o dönem Türkiye’den Almanya’ya özellikle alt ve ortasınıf işler diyebileceğimiz alanlarda çalıştırılmak üzere büyük bir insan gücü transferi yapıldı. Tabi bu rüzgardan Fransa, İsviçre, Belçika, Avusturya ve İngiltere gibi diğer Avrupa ülkeleri de istifade etti. Ülkemizden gidenler zamanla oralarda memleket, hemşehri ve yardımlaşma dernekleri gibi yapılanmalar ile birbirleri ile bağlarını koparmamaya çalıştılar. Her gurbet aslında geri dönüş niyetiyle çıkılan bir yolculuktur ve Avrupa’ya gidenlerinde bir çoğu sadece bir müddet çalışıp biraz para kazanıp memleketlerine geri dönmeyi amaçlıyordu; Ancak ilerleyen zaman ve oluşan şartlar bunu pek mümkün kılmayınca gidenler oraları mekan edinip, yurt tutarken, köklü aile gelenekleri, hemşehri dernekleri, Türk vakıfları gibi oluşturulan stk’lar sayesinde Müslüman Türk kalmaya çalışıp, bir çoğu evlatlarını da gücü yettiğince bu şuur ile yetiştirmek için uğraştı. Fakat Anavatana dönemeyiş bu insanların çocuklarını Alman okullarında okutması, haliyle evde Türk, okulda Alman derken yeni nesilde bir bocalama da oluşmaya başladı. İlerleyen süreçte ise gurbetçilerin ikinci nesli olan bu gençlerin bir kısımı kendilerine çok hitap etmediklerini düşündükleri hemşehri derneklerine de çok gidip gelen bir nesil de olamadı. Her ne kadar bunu genele yayamasakta ne yazık ki gençlerimizin bir kısmı sadece Almanya’nın zenginliğinden istifade ederek hedefsiz bir şekilde yaşamak için uğraşırken, bir kısmı ise uğraştı didindi ve okuyup, çalışıp başarılı oldular, kimi işadamı oldu, kimi siyasete atıldı, iyi yerlere gelenler oldu. Ancak bu esnada bir sıkıntı kendini gösterdi ki iki kültür arasında bocalayan hatta Avrupa’da aldığı eğitimle birlikte eski kadim Türk kültürü ve öz yapısını kendine uzak bulmaya başlayan bir yeni nesille de karşılaşılmaya başlandı. Her ne kadar Türkiye tandanslı sivil toplum kuruluşları ve biraz cazibesini yitirse de işin temel taşları olan hemşehri dernekleri Türkler için kısmen bir çekim gücü ve toparlama mekanizması olsa da, gerek bulunulan Avrupa ülkeleri ve gerekse Türkiye merkezli bir üst şemsiye ve tümüyle birleştirici bir unsurun oluşmaması Avrupa’daki Türk gençlerinin elden kayıp gitmesine yol açmaktadır. Bu anlamda yola çıkanların bir kımı ne yazık ki zamanla gerek kendi yanlışları gerekse bütünleyiciliği engelleyen taktik hataları sebebiyle kapsayıcı ve kuşatıcı etkinliğe sahip olamadı ve tabiki olan yeni nesile oldu ve kendi kültürüne, tarihine yabancılaşan bir durum da baş göstermeye başladığı gibi diğer taraftan da öz vatanını Avrupalı bir bakış açısıyla da değerlendirmeye başlayan bir yapı da çıktı ortaya.

       Hatırlayın Cem Özdemir Alman parlementosuna seçildiğinde, Türkiye’de bir kısım medya “Daha bir nesil önce Almanya’ya çalışmak için giden vatandaşlarımızın çocukları artık orada vekil seçilebiliyor” diye sevinirken, henüz daha gençliğe yeni adım attığım o dönemlerde “Bence gereksiz sevinç, Alman meclisine seçilmek bizim için bir övünç olamayacağı gibi, bu zalimler bizden olan birini oralara kolay kolay seçmezler;  Ya bu Cem bizden biri değil, yada devşirilmiş, mankurtlaşmış biridir” yorumu yapmıştım. Geçen uzun zaman artık gençliği geride bırakmaya başladığımız şu dönemde beni yanıltmadı. Sonra o vekillerin sayıları arttı ve bir de baktık ki, oraya seçilenler Türklerin dertlerine merhem olmak ya da öz vatan Türkiye’ye bir gönül bağlılığı ortaya koymak yerine bilinçli ve art niyerli kara propagandalarla Anavatanı aleyhine çalışan, kendi öz ülkesini suçlayan ve Türkiye’ye atılan iftiralara çanak tutan, Türkiye düşmanlığı ile beslenen bir Türkiye asıllı milletvekili yapısı ortaya çıktı.

       Avrupa parlamentolarına adaylığını koyan samimi ve öz yapısını muhafaza edilebilmiş olan Anavatan sevdalısı bir elin parmağının sayısını geçmeyen insanlarımız ise birlikteliğin sağlanamaması gibi sebeplere bağlı olarak seçilememekte ve gurbetçi vatandaşlarımızın huzuruna hizmet edecek, Almanya’ya yada Avrupanın diğer ülkelerine insani anlamda katkı sağlayacak ve kara propagandaları da çabucak tersine çevirip, Türkiye lehine de güzel işler yapılacak fırsatlar yakalanamamaktadır.  

       Şimdi ise bizim ülkemizde seçimler var ve Avrupa’da vatandaşlarımıza yönelik propoganda yapmamız onlarla buluşmamız batılı ülkelerce yasaklanmış durumda. Bu çok önemli değil zira Avrupa son dönemde yaptığı taraflı ve faşist uygulamalarıyla zulüm dolu tarihinden akıp gelen gerçekleri de gömleğinin içinden çıkartmaya devam ediyor. Fakat biz ülkece gurbetçiler diye ifade edilen Avrupa’daki o kendi öz insanlarımızı kendi kültümüzle ve tarihimizle beslemenin yollarını çeşitlendirebilmeli ve Avrupa’da dört milyon civarı Türk bulunduğunu göz önüne alarak şu seçim sürecinde ortalama o sayıya uygun düşecek oranda ve seçildikten sonra Avrupalı Türkleri derleyip toparlayacak ve onların Anavatanla bütünlüğünü pekiştirecek sayıda kişinin oradaki vatandaşlarımız arasından vekil yapılması gerektiği kanaatindeyim.

       Ayrıca Avrupa’da gelecek nesillerimizi kurtarmak adına öncelikle hemşehri dernekleri denilen yerler artık kendini yenilemeli insanların bir araya gelip vatan hasretinden, köyünden bahsettiği yerler olma dönemini aşmış ve bundan kısmen uzaklaşmış da olan bu mekanlar gençler için cazip birer şuur eğitim merkezlerine dönüştürülmelidir. Atalarının bilgi ve mirasına ulaşabileceği kendine örnekler edinebileceği, Türk, Alman yapısı arasında sıkışan ruh durumunu güçlü bir özgüvenle yeniden yapılandırıp güçlü ve asil bir misyonun temsilcisi olduğunu farkına vardırılmalı ve öz kimliğini muhafaza ederek bulunduğu ülkenin insanı ve şehriyle de bütünleşebilmelidir.

       Selam ve muhabbetle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum